“İyice gömdüler mi? Hortlamasın bi daha”

Karagül

Sezon 3, Bölüm 53

CejQMmpWsAAFVkC

Merhabalar…

Bayram tatili nedeni ile 52. bölüm ÖzetliYorum’u yapmamıştım, 52 ile 53’ü beraber atomlayacağım.. Ar yu rediyy??

Baran: Canısı bu hafta da en üstte. Çümkü 52. Bölümde ciğerimi yaktı. Çümkü onun kadar acısına inandığım başka karakter YOQ!! Kusura bakmayın da diğer hepsi ŞOV peşindeydi. (alkjshgfdghjsklaşk şaka şaka) Diğer çocukları babalarının koynunda uyutup Baran’ı odasında tek başına hıçkıra hıçkıra ağlattınız ya; ”adınızı kappe koydum bırraakk hep öyle kalsın, size tek bir dileğim var Allahınızdan bulasınız!!” (Bir ara bi’ İbrahim Erkal vardı n’oldu ona?) Ulan o nasıl zalimliktir yaa?? Yeminle aklıma geldikçe hala gözlerim doluyor.. :((( Murat’a ettiği bütün sitemlerde yerden göğe haklıydı Baran’ım. Sonuç= Vicdan yaptırıp uçurum kenarına gelmek. Yavaş gelin yavrucağın üstüne. ”Dokunma Oğluma! Dokunma Kardeşime! Dokunma Yavruma!” deyip üç bölümde piçak çekme raddesine geldim ulan! Bu ne ayol? Tokadı basıp duruyorsunuz çocuğumun yüzüne. Baran’ı ekranda gördüğüm anda direkt gözlerim dolmaya başlıyor. İçim kıyır kıyır oldu YETEEEHHEEERRR diye bağırıcam o olcak. Murat, Baran hakkındaki gerçekleri söylemeden öldüğüne göre demek ki Baran mevzusu geri plana atılıyor. Hayırlısı be gülüm iki sezon bekledik, yine bekleriz. 😦
5Am3QGsOS8i9Xs9N9RYP0IAV
Kendal: Çok güzel dokundurma yaptı bu hafta. ”Esasoğlan geldi Kendal Taç’a çıktı,” diye. Aşkolsun be ağam sen bizim has adamımızsın. Neyimizi gördün de sitem ediyorsun? Yaa böyle işte ”Sen Murat Murat dersin, cenazeni Kendal kaldırır!” (ahahahhaha) Valla Kendal’ın plase olduğu şu üç bölümde sıkıntıdan kendimi kesme raddelerine gelip gelip geri döndüm. Bikauuğğğzzz Murat is So Boring! “Gider ayak hadi bari o öne çıksın,” dediğiniz için Kendal da papağan gibi “Durun siz duruun, benden korkun,” deyip deyip durdu. Kendal’ın işlevsel olmadığı bölümler sıkıcıymış bunu anladık, iman ettik yani. Ya bir de Kendal ve Fırat’ın fıstık üstü yuvarlanma sahneleri niye vardı? Amaç neydi yani? ‘”Yavuz Bingöl de az gözüküyor kaç haftadır, o da accık görünsün,” diye yazılmamışsa ben de terbiyesizim. Ahahahhaha yeminle o abuk subuk itiş kakışı seyrederken ben utandım. Fırat’dan Kendal’a rakip olmaz gençler, baştan söyleyeyim. Bak Selman Ağa ile Cemal güzel ikili. O yürür yani, ben seyrederim. Selman Ağa karizmatik bir adam çünkü. Sonuç olarak Kendal’cığım az olunca dadım duzum kalmadı vesselam. He bu arada Kendal’ın bölüm sonunda avluda herkese verdiği ayar çok yerindeydi. Tamam Ağam kötülüğün dozunu kaçırabiliyor ama ne yapacaksa aşikare yapıyor.
Murat: Kendisini bir türlü sevemememden midir nedir, sezon başladığından beri hep ağzımın tadı buruk buruk böyle muşmula yemiş gibi oldu üç haftadır. Çok şükür öldü gitti de kurtuldum. Vampirli zombili dizilerdeki ruh emiciler gibi Karagül’ün bütün heyecanını üç bölümde öldürdü resmen adam. Brravvo valla tebriks!! İşimize gücümüze, entrikamıza bakalım artık ayol. Hayır adamın ölmesine veya öleyazmasına bile zerre üzülmediğim için Kasım’ın Özlem’i salavatlaması gibi “Yav he he,”diye diye seyrettim resmen. (Biliyorsunuz ben de yalan dolan, cınımçoktatlıçıkmışsın tarzı yalakalık olmaz neyse o, yani.) Bana göre Murat hikayenin dış gebeliğiydi. Bir hayrı dokunmadan cavlağı çekti gitti. Yok beyninde kan pıhtılaşmış da, yok yaşadığını söylemeden sessizce ölecekmiş de bilmem ne… Zerre üzülmedim valla. Bari Ebru’ya Baran’ın kendi oğlu olduğunu söyleyeydi. Meeehhhh… Yarım kalan hikayelerin katilisin Murat! İyi ki öldün Murat! Seni hiç sevmedim Murat! Babanı tanısam eminim onu da sevmezdim Murat!

0W31hkafB3GqkaawAGEV4sti.jpeg

Kadriye: Piremses’im bu vartayı da atlattığına göre karada ölüm yok ona. Ayhhh Murat’ı sevmiyorum ya, Kadriye de sevmesin istedim hep. Allahım bir karakterden nefret ediyorsam ve sevdiğim başka karakter o nefretliği seviyorsa nasıl uyuz oluyorum nassıılll.. Kelimelerle anlatamam. Kadriye’ciğim; senin gözbebeğin Kendal, you know!! Bir daha Murat’ım falan demiyorsun okkeeyy?? Murat’ım da Murat’ım dedikçe benim bile zoruma gitti üç bölümde, Kendal kıskanmaz mı? Kendal’cığım haklıymış valla hasetlenmekte. Neyse Murat öldü gitti de artık piremsesim de normale döner.

ilIblhKl41grsGj24C4II1Es.jpeg
Ebru: Arkadaşlar Ebru Murat’a her söylediğinde haklı olduğu için yok sonra söyleseydi de yok zamanı mıydı gibi savunmaların hiçbirini mazur görmüyorum. Burada bir anlaşalım. Murat Efendi gizemli adam olacağım tribine gireceğine zaten öleceğini biliyordu madem “dan dan dan” diye her şeyi söyleseydi. Nedir yani? Kadının bütün hayatı baştan ayağı yalandı ayol. N’apsaydı? “Yiğidim Murat’ım!” diye boynuna mı atlayacaktı? Atlasaydı bir daha da Ebru’nun yüzüne bakmazdım valla ben. Ohhhh iyi yaptı. En azından söyleyeceklerinin hepsini söyledi ve “Seni boşayacağım,” deyip yıllarının hesabını aldı.. Ebru’cuğum ben arkandayım bebeğim, sen haklıydın. Ergen Ada’nın çemkirmelerine takılma sen. Yoluna bak aşkısı. Fırat’a da çok bel bağlama kuzusu, Kendal sana nefes aldırmaz zaten, güçlü dirayetli bir şekilde savaşa hazırlan.

Narin: Biliyorsunuz en son ÖzetliYorum’um da Baran konusunda artık bu adıgüzelin yanında duracağım demiştim. Kararım hala değişmedi. (dönekliğimi bildiğiniz için söyleyim dedim ahhahha) Narin çok naif değil mi ya? Adına bu kadar yakışsın valla pes! Oğuz’a aşkını itiraf etmesi “Seni seviyorum, beni bırakma,” demeye çalışmasına kalpkalpkalp… Narin gibi bir kapalı kutudan beklenmeyecek bir adımdı. Senelerce Murat uyuzunu bekleyip sevmiş, Oğuz’un aşkına karşılık vermesi başlıbaşına büyük olay, net. Önceleri Baran’ı darlamasına gıcık oluyordum ama şu an onunla beraber Baran için endişeleniyorum. Kuzu yaaa.. Kimsesiz olmak neymiş tepeden tırnağa hissettiriryor valla. Oğuz’un gitmesine engel olmak için büyük büyük adımlar atmaz ama “Seni seviyorum,” demesi zaten Narin için büyük bir adım. Hani belli eder ama söylemez asla denilen bir karakterde çünkü. Yürü be Adıgüzel kim tutar seni..

Özlem: Yavrucuğum nasıl üçbuçuk atıyor ya. Valla Özlem’i pervasızlığından dolayı sevdiğim için Kendal’ın salvolarından bir şekil kurtulacağına eminim ben. Özlem işini bilir ayol. Ayrıca gözden çıkarılamayacak kadar sağlam bir karakter Özlem. Kendal’ın tehditleriyle pısıp kalacak kadın mı ayol. Yine üste çıkarır kendini inanıyorum ben ona. Bir süre pısıp korkacak ama o kadar da olsun. Aslında Sibel ile elele verip Kendal’ın defterini dürse nasıl bomba olur valla.

Oğuz: Bebeğiiim; Murat uyuzu ortaya çıktı diye hemen pes etmeni sana YAKIŞTIRAMADIM!! Ayıp ettin aşkısı. Tamam tayini durdurur kalırsın da en ufak bir sarsıntıda gitmek ne demek ayol? Narin daha cesaretli senden, kusura sorrry yani. Şimdi aklını başına topluyorsun ve Narin çiçeğimin elinden sımsıkı tutuyorsun tamam mı? Bir daha olmasın böyle korkaklıklar. Ayrıca tıraşsız sivil giyimli Oğuz kalp ben. :)))

ePpDjkBnBxTeV25MKOgZXAKi.jpeg

”Öbür bölüme üniformaları yine çeker üstüne ama spor giyinen Oğuz’u belgelemek lazım ^.^”

Sibel – Kasım – Ayşe: Murat öldüğüne göre bu fıstıkellaların hikayesine de inceden bir dalış yapsak diyorum? Hani bir sürü ekmek çıkar o hikayeden diyorum. Bu yüzden unutmayalım arkadaşlar, nimete nankörlük yapmanın alemi yok.

Ada: Biliyorsunuz Ada’yla yıldızım bir türlü barışmadı benim. Atarlı giderli asi kız falan da bana böylesi dokunuyor be annem! Bu atarın giderin bir tutarı olsun diyorum, o da yok. He Ada babacı bir kız, o konuda kesinlikle lafım yok. Babasının ölümünde bu kadar cozutmasını çok görmüyorum. Daa, boku da çıkmasın yani. “Ben atarlıyım taaam mıığğ!!” diyerek her çemkirdiğinde televizyona tükürmeye başladım artık ben ayol.

Öeeh yani… Bu da kafa arkadaşlar. O sesi bir tık kısılsın yani. He bu arada Emine Tokadı bastığında OHHHH diyenler toplansak dünya barışını getirebilir bence. ;)) Atar gider yapmak çemkirmek başka şey terbiyesizlik yapmak başka şey. Nasıl iteklersin sen ayol kadını? Valla Emine kanatsız melek olduğu için sadece tokat attı. Ahahhahah Özlem’e yapaydı o hareketi de ben de görseydim atarının içine kaçmasını. Ada’yı genel drama izleyicisinin nefret ettiği karakter kıyılarından artık bir alın. Söylemeden geçmiyim Ada’ya bu kadar gıcık olmamı sağlayan Ayça Ayşin Turan bebeğim de tebriklerin en büyüğünü hak ediyor. Yürü be Ayça’m. :))

Maya: Ada’dan böğğk getirenler kulübüne hoş geldin Maya’cığım. Hadi ben kırk kat yabancıyım en fazla basarım kumandaya geçer giderim de senin ikizin be annem sen nasıl kaçacaksın? (ahahahhaha) Zaten kaçma da; ben takılıyorum. 😉 Serdar tek başına ehlileştiremeyecek galiba Ada’yı ben buna iyice kâni oldum, senin de yardımların lazım şekercim. Elini dilini korkak alıştırma bas ayarı, bas bas bass!! Maya’nın artık sesini yükselten baskın genç kız olmaya başlaması nayyss.. Güzel hareketler bunlar. Ergenlikse Maya da ergen, ölüm acısıysa o da çekiyor. Yükselerek de akıllı uslu olunur. Söylemeden geçmiyim babası öldüğünde Maya’nın balataları yakma sekansı çok iyiydi. İlayda Çevik bebeğim de çok çok güzel kotarmış. Yürüyedur fıstığım. :)))

Asım: Bakın senarist abim, ablalarım Kendal eğer ki bu ihbar etme mevzusunda Asım’ı bir hırpalasın, elimden çekeceğiniz var. Çocuğum nasıl korkuyor ya, rüyalarına kadar işlemiş korkusu. :((

Melek: Murat’ın asıl ölüm sebebini bildiği için Kendal’ı öttürür mü bilmem ama kabuklarını kırmasına bayılıyorum ben. Yeni sezon benim içim 54. bölümden başlayacağı için bu sezon da aşık olan, okumak için çabalayan, kimseye kendini ezdirmeyen bir Melek görmek istiyorum ben artık. Murat uyuzunun bir hayrı dokunduysa Melek’e dokundu galiba.. İyi bari bir işe yaradı.

Sonuna kadar sabredip okuyan herkesin gözlerine sağlık…

 

Reklamlar

Hesap vermek, hesap etmekten zordur!

Karagül

Sezon 3, Bölüm 51

knnVe9L7TZ5igfjqLYEhHY4Q.jpeg

“Öfkeli değilim öfkeli olsam bağırırım ama sessizim. Çünkü kırgınlık sessizdir baba. Bunlar babasızlığımı avutmak için getirdiklerin. Şimdi götürdüklerine de bakalım mı?”

Merhabalar…

Murat’ın tamamen ortaya çıktığı bu bölüm dram çıtası yüksek bir şekilde seyretti. Murat ile ilk yüzyüze gelenler Baran ve Kendal oldu. Bu iki karakter sitemleri, suçlamaları ve sert çıkışları ile biz seyredenleri ”Murat’ın yerinde olmak istemezdim,” diyecek hale getirdiler.

“Bir evladın babasız kalmasını hiçbir mecburiyet karşılayamaz.”

Baran: Bu defa ilk sıraya bu Yusuf yüzlüyü alıyorum. Murat’ın yoksunluğu ile geçmiş çocukluğu bir yana, koca bir yalanın içinde yaşadığından habersiz yine de kardeşlerini ve Ebru’yu da Murat’a karşı koruyarak onlar adına hesap sormasına bayıldım. Hep söylediğim gibi Baran çok merhametli bir yavrucak. Kardeşleri ile tanışmadan önce de onların resimlerine bakan, kendinden uzakta olan bu aileden nefret edemeyen bir yapıdaydı hep. Asla va asla ona takılan Küçük Kendal lakabını benimsemeyeceğim sanırım (Gerçi ailesine düşkünlüğünü amcasından almış olabilir evet). Mahkeme kapısında babasıyla karşılaşması ile yaşadığı şok yavrucağı nefessiz bırakmışken, babasının sözde savunmasına verdiği tepkiler yine de çok klastı (Ebru’dan aldığı genetik miras da bu sanırım). Baran’ın ”Madem hayattaydın niye seyrettin?” demesi kadar normal bir şey yok. Murat’ın ‘Bir planım var,” demesini ciddiye almaması da yerinde. Yapacağı hiçbir açıklama veya hiçbir bahane Baran’ın senelerce yaşadığı yoksunluğun diyeti olamaz. Baran Narin’in ve Kendal’ın himayesinde büyürken onu avutmak için getirdiği oyuncaklar için bile hesap vermeli Murat! Değil ki yapacağı açıklama. Murat ne söylese yetersiz gelir artık Baran’a. Dayısının “Senin için hapiste yatarım,” demesini, Amcasının “Senin için ölürüm, dert değil,” demesini referans göstermesi bile başlıbaşına trajediyken yapacağı hiçbir açıklama yetmez Baran’a. Narin’in odasına gidip babasının yaşadığını söyleyemeyerek hıçkırarak ağlamasında aslında anne oğul’un ne kadar yalnız olduklarını ciğerime kadar hissettim ben. Narin beklemeyi, ikinci kadın olmayı haydi kendi seçti diyelim; Baran’ın günahsızlığını nerelere koyalım ki? Annesinin kucağından koparılıp başka bir kadının kucağına verilmesinden bile habersizken Baran’ın her hırçınlığına nasıl ”çok ileri gitti” diyebiliriz ki? Baran’ın Murat ile olan iki yüzleşme sahnesinde de Baran’ın yoksunluğunu, kimsesizliğini iliklerime kadar hissettim. Hep dediğim gibi en büyük suçlu Murat; talan ettiği hayatlar arasında en çok hesap sorması gereken de Baran. Ah be çocuk, ah bee… Narin’in kucağında iki büklüm hıçkırarak ağlamanı hiç unutmayacağım sanırım. Hep diyorum ya bütün gerçekleri öğrendiğinde senin nasıl davranacağının hayalini bile kurdum diye, bu sanki önizleme gibi oldu. Bu bile acı olarak yetti bana. Nefis bir yüzleşme daha bekliyor bizi. Mert Yazıcıoğlu kardeşim için diyebileceğim ne olabilir ki? Baran’ın çektiği acıyı, yaşadığı şaşkınlığı ciğerimize kadar hissettirdi bize. Varol çocuk, yüreğine sağlık.

gbAWBsTZaKqlGao2p1oO2q4s.jpeg

“Şimdi hangi yüzle, hangi hakla karşıma çıkıp adalet hak diyorsun! Hangi yüzle! Tarla faresi gibi ürkek, korkak saklanmanın sebebini ben biliyorum!”

Kendal: Bu bölüm bence bütün Karagül izleyicilerinin kırılma noktası oldu. Kendal’ı anlayıp hiçbir şek ve şüpheye yer kalmadan hak verdik hepimiz. Kendal Murat ile yüzleştiğinde aslında seyirci ile de yüzleşti bir bakıma. Yaptığı her şeyi sebepleri ile tek tek anlattı resmen. Ve kat’a kendini aklamaya çalışmadan yaptı bunu. ”Ben Asım’ı sevmedim, ondan utandım evet ama Emine onu da alıp gittiğinde, kolundan tutup geri getirdim,” derken “Benim babalığımı sorgulayabilirsiniz ama sorumluluğumu sorgulayamazsınız,”cüç dedi adeta. Herkes’e karşı sorumluluk duyması Kendal’ın en büyük geçer akçesi galiba… Özlem’i tutup kolundan, evden atmaması da, Sibel’den olacak çocuğunu da herkese rağmen sahiplenmesi bunun en büyük göstergesi. O çocuk kız çocuğu da olsaydı Kendal yine himayesine alırdı bence. Kendal’ın yöntemleri tartışılsa da eylemlerindeki asıl sebep tartışılamaz bence. Adamın fıtratı fesat ve habis olsa da eylemlerine neden olan motivasyonlar hep insani… Murat ile yüzleşme sahnesinde söylediği herşeyde yerden göğe kadar haklı olması, seyirci olarak Kendal’a karşı oluşturduğumuz savunma kalkanlarımızı yerle bir etmesi bundan hep. Çünkü insani… Çünkü doğal yaşama refleksi hepsi… Kendal’ın da dediği gibi o yaptığı bütün kötülükleri pahalı parfümlere bulamadan yaptı. Bu yüzleşme sonrası söyledikleri de ilginç; ”Aklın varsa beni buradan çıkarmazsın,” derken “Benden günah gitti, sorumluluk artık senin,” der gibiydi. “Ebru’nun da elimden çekeceği var,” derken ne demek istedi onu anlamadım bak. Ebru-Murat-Kendal hesaplaşmasında mağdur olan taraflardan biri çünkü. He Murat’ın Baran konusundaki gerçeği Ebru’ya söyleyemeyeceğini düşünüyorsa eğer, mal mülk konusunda zırnık koklatmam demek istediyse mantıklı. Ama Baran’ı Ebru’ya söyleyeceğini düşünüyorsa Baran’ı kimselere vermem bunun için savaşırım demek istediyse hadii o da mantıklı diyelim. Yine de Ebru’nun mağdurluğunun farkında olan Kendal’ın Ebru ile uğraşacağını söylemesi biraz bende havada kaldı açıkçası.

tAJ96DCqNa90cSMac6WBKUG4.jpeg

“Amcam bana silah hediye etti. Az kalsın katil oluyordum bir seferinde. Adamın kafasına sıkıyordum. Dayım yetişti. Dedi ki, ’Sıkacaksan sık oğlum, ben üstüme alırım, senin için yatarım.’ Ben bu silahı amcamın alnının çatına dayadım. Peki o ne dedi? Dayım da amcam da benim için ya ölümü göze aldılar ya da içeride yatmayı. Peki sen ne yaptın? ‘Silahtan uzak dur oğlum,’ dedin. Ne zaman? Üç ayda bir geldiğinde vicdanını rahatlatmak için öğüt verirken. Sağ ol baba… Ben böyle iyiyim… İnan bana şimdi daha iyiyim. Eyvallah!”

Murat: “İntikaaam intikaam!” diye meleşirken yediği tokatlar ciğerimi soğuttu valla. Keyfime diyecek yok. Baran’ın her siteminde ”Yer yarılsa da içine girsem,” derdim ben olsam. “Hala zamanı gelmedi, öyle gerekiyordu, sorulacak hesabım var,” diyor çocuğa. Yani açıkçası Baran gibi ben de ”Ne hakla ulan?” diyorum. Ne yüzle? Kaç yaşında adamsın ayol, ‘Yediğim hurmalar götümü tırmalar bir gün,” diye düşünmedin mi hiç? Bir de artiz artiz “Kendal hesap verecek,” diyorsun. Ahahahhahah Kendal ağzı açık Ebru ile ağzı açık Narin’di sanki. İşte böyle adamı boydan boya sinkaflarlar. Gözünün yaşına da zerre bakmazlar. ”Kendal şartlarıma boyun eğecek, şu an direniyor,” diyor bir de… He anam hee!!l Sen kapat Kendal arayacak seni… (Aahahhahahha) Kendal ile hadi kardeşler çekişmesi zaten olurdu da Baran’dan ”Babaaa, babacığım!!” diyerek kollarına atılmasını beklemesi de kelimenin tam anlamıyla YÜZSÜZLÜK!!! Baran yine efendi, terbiyeli bir yavrucak bir yudum sevgi için senelerce yol gözlemiş saflıkta, Ebru’ya nasıl anlatacaksın ben onu merak ediyorum asıl. Ay az daha unutuyordum; Baran ve Kendal’dan boyu kadar ayar yedi ama hala ”Yaşadığımı evdekilere sen söyle,” dedi ya Melek’e pes dedim, pess!!! Hadi bakalım hesaba çekilip, kimseye doyamadan elin böğründe kalmış bir şekilde tahtalı köyü boylamanı bekliyorum artık.

Kadriye: Piremses’im eski toprak olduğu için her şoka dayanıyor. Bu kadar dayanıklı olup Özlem yüzünden hık diye gidecek diye korkmuyor değilim… Piremses’imin de dediği gibi çekecek çilesi var ki ayaklandı. Ulan be, insan gönül rahatlığıyla görecek iyi günüm var ki ayaklandım demedikten sonra n’apayım öyle varlığı da sağlığı da… Bunlar iyi günlerin piremses, tansiyon haplarını almayı unutma bebeğim…

B9vG1d3SwK6TsAe344aC6mmH.jpeg

“Nefsini körelten herkes baba mıdır, istemeden bin lanet ederek doğuran ana mıdır?”

Narin: Arkadaşlar ben galiba Baran konusunda Narin’den yana duracağım… Bu benimki ağır döneklik olacak ama yapacak bir şey yok. Ebru her şeyden habersiz, onun da günahı yok ama yukarıda da bahsettiğim gibi Baran Narin’in kucağında ağlarken ana oğul’un o yalnızlıkları o kadar dokundu ki bana, Baran bir tercih noktasına gelirse Narin için kahrolurum ben galiba.. Baran konusunda günaha girmiş herkes bir şekilde eteğini sıyıracak ve sanırım Narin ortada sahipsiz kalacak… Kendi tercihiydi şuydu, buydu; lakin Baran’a verdiği sonsuz sevgiyi de yok sayamıyorum. Hırçınlığını, gerçeği saklama çabasını alıp bağrıma basıyorum. Hıçkırarak ağlayan oğluna ”Olur mu oğlum, baban seni çok seviyordu,” diyerek teselli vermesi yıktı geçti beni… Narin demişti ya hani bir kere “Ben yapayalnızmışım meğer,” diye, işte oğlunu ağlarken teselli ettiği sahnede Narin’in gerçekten kimsesizliğini hissettim. Dışarda herkes hırgürüne devam ederken Baran’ın acısını soğutmaya çabalaması ana oğul’un kimsesizliğinin resmiydi resmen. Biz Murat ortaya çıkınca anladık Baran’ın aslında nasıl yetim bir çocuk olduğunu… İlk defa gördük Baran’ın ”Babam beni hiç sevmedi,” demelerine Narin’in çaresizce ”Olur mu oğlum?” demesini… Oysa ana oğul senelerce yaşamışlar bu sahneleri…Çok acı çoookkk… Narin’in bundan sonraki bütün çırpınışlarında benim de yüreğim pırpır edecek. Narin için isteyeceğim tek şey, bu zorlu sürecin tek başına altından kalkamayacağının farkına varması ve Oğuz’a bu durumu anlatması… İnsan iki olunca daha güçlü olur. Senelerce tek başına evlat avutmuş. Bu saatten sonra iki olsun ki güçlü olsun. Sert bir fırtına onu bekliyor zira…

Ebru: Benim kadın karakterlere olan zaafımı artık biliyorsunuzdur. Her halükarda kadın karakterleri savunurum. Çünkü yaşadığımız coğrafyada ezilen kadınların çokluğu ve kadın olmam onlarla empati yapmama neden olur. Ebru çok sevdiğim bir karakter. Hikayedeki masumiyetini zerre sorgulamayacağım iki karakterden biri hatta (diğeri Baran). Lütfen ama lütfen Ebru’yu süper kadın haline getirmeyin. Veya başka karakterlere repliklerle ”sen olmasaydın biz bunu başaramazdık” dedirtmek suretiyle altını kalın kalın çizerek itici hale getirmeyin. Seyrederken biz diyelim bunu. ”Ebru’ya da helal olsun hem kendi ayağa kalktı hem de kadınları ayağa kaldırdı” diyelim. Ebru’nun Emine’yi ve Melek’i yönlendirerek hayatlarını eline almalarına vesile olmasına EVET ama Emine ve Melek emek verirken sadece oturup övgüler almasına HAYIR!!! Tam bir dayanışma içinde olsunlar. Fikir verdi diye emek vermemesi de ne demek oluyor? Misal sıkmacı da çalışıp emek veren Emine ve Melek ama “Sen olmasaydın başaramazdık,” diyenler de onlar. Ebru yücelsin tamam ama diğerlerinin de eziklenmesine gerek yok. İş bittikten sonra yorgunluk kahvesini Emine değil de Ebru yapsaydı sanırım bu kadar batmazdı bana o dayanışma sahneleri. İnce nüanslar bunlar, seyircinin replik duymak yerine empati yaparak o repliği kendi söylemesi hakkını koruyun lütfen.

UxU93PTOySYc8z0cgHxvpoMx.jpeg

”Laporlar hazır Özlem hanım, buyrun..”

Özlem: Kadriye ananın dediği gibi Köy yanarken deli saçını tararmış. Ortalık yangın yeriyken çul çaput derdine düşmek tam da Özlem’in yapacağı şey. Ama Allah için bölüm içindeki kasveti, kurduğu hayallerle bir nebze olsun dağıttı. Bir koşu yanına gidip ”LAPORlar hazır Özlem Hanım,” diyesim geldi valla. ahahahhahah. (Editöre not: Burası özellikle LAPOR olacak yanlış diye düzeltmeyin. Editörün notu: Peki.) Özlem’ciğim sen bizim Hanımağa’mızsın zaten bebek, üzme kendini 😉

Sibel-Kasım: Sibel’in Murat’ın yaşadığını Ayşe’den başka kimseye söyleyememesi çok normal. Özlem’in ataklarına karşı geliştirdiği ‘seni iplemiyorum kanka’ tavrına hasta oldum. Ahahahhaha. ”Merak etme, seni bir güzel doyuracağım ben, Allah’ın mannyağı…” demesine sesli güldüm. Özlem karşısında eziklenmesini istedikçe onu refüze etmesi çok başarılı. Konağa Kendal tarafından zorla kabul ettirilmesi yüzünden edebinden sessiz durması, hem Özlem hem seyirci gözünde bu karakterin kendisini ezdiren biri olduğu algısı yaratıyor. Lakin Sibel, evladını babasından korumak adına feleğin çemberinden geçmekte bir beis görmeyen şahsiyeti olan bir karakter. Her kadının harcı değil bu. Kasım ile olan hikayesini dört değil on dört gözle bekliyorum.

Serdar – Oğuz: Bu ikisinin kardeşlik bağını çok seviyorum ben. Oğuz zaten gözümüzün bebeği ama kardeşi ile olan diyaloğu ayrı bir sevme sebebi. Ha keza Serdar da öyle. Murat’ı gördüğünü abisine söylemesini çok sevdim; yeğeni için daha doğrusu abisinin maddi sıkıntısını bildiği için motorunu satıp destek olması Serdar’ın çizilen edilen züppe/snob görüntüsünü yıktı geçti. Vefakar kadir kıymet bilen, üstelik de yakışıklı bir çocuk Serdar. Kalbinin güzelliği yüzüne vuran cinsten… Oğuz’un Narin’in sıkıntısını farkedip ilgilenmesini de çok sevdim. Narin bir süre nedenini söylememekte diretecektir ama ben Oğuz’un parçaları birleştirip Baran olayını çözeceğini düşünüyorum. Oğuz’un sabrı ve sevgisi de böyle sınanacak galiba…

4khHeIQnd0WhjjBWUtWAqw98.jpeg

“Biz böyle hep güzel kalalım olur mu? Hiç kimsenin ve hiçbir şeyin aramıza girmesine izin vermeyelim.”

Ada – Maya: Ohh çok şükür. Bu saate kadar hiç görmediğim sadece repliklerle vurgulanan ikiz kardeşler arasındaki ‘biz önceden her şeyimizi paylaşırdık’ nanesini canlı kanlı seyrettik. Replikle hayal ettirilen değil de gözlerimle gördüğüm bağları daha çok sahipleniyorum ben. Maya, Serdar mevzusunu kardeşinin gül hatrı için hazmederek bitirmeye çalışıyor. Çok derin bir karakter Maya, gözlerinden anlayabiliyoruz acısını, gülümsemeleri uzun zaman sonra içten olmaya başladı. Ne de güzel oldu. Çok da güzel oldu. Ada’ya gelince Serdar ile ehlileşip bencilliğini bırakacak, inanıyorum buna… İnanmak istiyorum…

Sabırla, sonuna kadar okuyan gözlerinize sağlık…

Yazmaaa! Ellerim kanlı, şu an cevap veremiyorum. Yazmaaa!

CejQMmpWsAAFVkC
Karagül
Sezon 3, Bölüm 50
Karagül, 3. sezonun ilk bölümüyle merhaba dedi. Kadriye piremsesim ve Kendal’ı uçurumun kenarında bırakmıştık ve bıraktığımız yerde de bulduk. Şimdi iki dakika eğri oturup doğru konuşalım; hiçbirimiz Piremsesimin Kendal’ı vuracağını düşünmemiştik. Ana ayol, vurabilir mi? Vurmazdı tabi ama işte Karagül’ün hikâye sırrı da burada zaten. Seyirciye olabilecek her şey az çok tahmin ettiriliyor (ki çoğunu da tutturuyoruz) lakin nasıl olacak, karakterlerin yüzü ne hal alacak, karşı taraf nasıl davranacak dedirterek seyirciye ağzını açtırıp kendisini izlettiriyor. Şu an hikâyede seyrederken tahmin edemediğimiz tek şey Murat’ın konak ahalisinin karşısına çıktıktan sonraki süreç… Yani 3. sezon hepimiz için koca bir sürpriz. Tamam, saklanan bütün sırları biliyoruz ama şu an seyreden kimse şunu şöyle yaparlar bunu da böyle yaparlar diyemez. Çünkü 2. sezon boyunca Murat’ın geleceğini biliyorduk ve ortaya çıkınca kıyamet kopacağını da tahmin ediyorduk ama 3. sezon da Murat’ın cavlağı çekip hikâyeden ayrılacağını bilmemize rağmen giderayak neler yapacağını, ölümünün sonuçlarının nasıl etki edeceğini bilmiyoruz ve bu durum çok heyecanlı. Çok uzatmadan atomlamaya geçiyorum. (Özlemişim ayol atomlamayı!)
yTVkXvwPEdvLbvR6KbrbzHr8.jpeg

Kendal: Kendisi şu an televizyondaki en karizmatik kötü adam. Bunu bir kabul edelim önce. Kardeş katili olması hikâyenin itici gücü, evet ama hikâyedeki tek kötü de o değil yani. Diğerlerine nazaran daha agresif olduğu için göze en çok o batıyor. Kendal’ın tam bir ana kuzusu olduğunu da gözden kaçırmadık değil mi? Annesinin gözünde bitmiş olması > diğer herkes Kendal için. Hapiste yatıyor olması ona koymaz. Kadriye piremsesin yüz çevirmesi Kendal’ın en büyük korkularından biri. Oğuz gelip derdest edip nezarete götürdükten sonra kendisini ziyarete gelenlere karşı takındığı tavırlar ibretlik resmen. Hemen kime nasıl davrandı çözümleyelim:

1) Ebru: Bu zamana kadar Kendal’ın agresif yüzünü en çok gören Ebru’ydu ama nezaretteki yüzleşmede tek suskun kaldığı kişi de yine Ebru. Çünkü ona karşı geliştireceği mantıklı bir argümanı yok. Her ithamında yerden göğe kadar haklı olduğunun ziyadesiyle farkında… Kendal is hakkaniyet beyb!!! Please yaniii…

2) Narin – Fırat: Hesap sormaya gidip 24 ayarlık burma bilezikle döndü Mercan brothers. “Ahahahhahah! Adam haklı beyler,” dedik seyrederken. Kendal Murat’ı öldürmesinin savunmasını Baran üzerinden kuruyor ve bunun ucu Mercan kardeşlere de dayanıyor. O hesap verilecek yani arkadaşlar başka yolu yok bunun.

3) Özlem: Kendal’ı kuduz köpeğe çeviren tek yüzleşme bu oldu. Özlem, nalıncı keseri gibi sadece kendine yontan bir karakter olabilir evet de o da acısının hesabını sormalıydı tabi ki. Ben Özlem’in Sibel’e hanımlık taslamaktan öteye geçecek atraksiyonlar yapacağını sanmıyorum. Yapmayacak olması Kendal’ı bununla tehdit etmesine engel değil. Kendal’ı evladıyla sınamak, Özlem’in en büyük kozu. Şu an Özlem 1-0 önde.

M4Cx7VTcb8SO1iqmA6CfwZph.jpeg

“Allah’ım şu elleri kardeş kanına bulanmış kişi benim oğlumdur. Onu senden korkan, rızan için didinen bir Âdem olarak yetiştiremediğim için beni affet. Evladının kanıyla kirlenecek olan ellerim cehenneminin ateşine hazır. Senden gelen her şeye razıyım. Onu affet. Birazdan huzurunda olacağız, bizi affet. Onu bağışla. Bunun hesabını veremem, bükerim boynumu. Oğlum… Oğlumu, katletti sen onu affet. Rahmetinle kuşat. Âmin!”

Kadriye: Piremses’im nasıl vursun evladını ya? O tam bir toprak ana. Sonsuz ayıp örtebilme gücüne sahip kendisi… Çok yıprandı, çok. Kendisi için en çok telaşlanan tabii ki Melek ve Emine oldu. Sakin davrandı, Allah insana evladın da hayırlısını versin ayol. Kadının çilesi de evlatlarıyla sınanmakmış. Ebrudan özür dilerken bence kendisi de farkındaydı eksik ve güdük bir özür olduğunun. İşte nasıl söylesin ayol ”Kızım biz senin ilk çocuğunu elinden aldık,” diye. Ayhh, daha Murat ile yüzleşecek Baran’ın gerçeği de geldi kapıya dayandı. Sağlığına zeval gelmez iyşalla! Dağ gibi kadın sonuçta, gönlüm el vermez piremsesime bir şey olmasına.

iaGhAEnWaSGJXBGfNDE4khGv.jpeg

”Sen kimi öldürdün Kendal biliyor musun? Kardeşini… Ada’nın, Maya’nın, Rüzgâr’ın, Baran’ın babasını… Kadriye Hanım’ın oğlunu öldürdün… Melek’in abisini öldürdün sen… Benim hayattaki dayanağımı, umutlarımı, düşlerimi öldürdün. Sen hepimizin geleceğini öldürdün. Neden diye sormuyorum. Merak ediyorum sadece… Nasıl uyuyabilidin, nasıl yemek yiyebildin? Kadriye Ana’nın elini nasıl öptün? Ağladın mı? Gerçekten ağlayabildin mi? Kardeşim kendini suya attı, diyerek sahte göz yaşları döktün ya.. Bir damla sadece bir damla istiyorum. Sahici olsun ama! Ağlasana Kendal! Ağla Kendal!!!”

Ebru: Kendal’ın Muratı öldürdüğünü öğrendiğinde en sağlam duranlardandı. Ve bu sakinliğini hala koruyordu. Ta ki Kendal ile yüzleşene kadar. Ebru bana göre Narin’e karşı da gayet sakin davrandı. Biri bana mantıklı bir gerekçe göstermeden durmadan saldırsa salon kadını çizgimi bir yerden sonra terk ederdim. Yani Narin, kendi suçunun verdiği korkuyla saldırıyor ama Ebru’nun bu durumdan habersiz olması boş atıp kuru sıkmasına neden oluyor. Dediğim gibi yaşanan bir sürü travmanın sonunda Narin’in yaptığı gibi argümansız bir saldırının hedefi olsam o saçları şööylee bir elime dolayarak, ”Ne dedin seğğn? Hıı!? Ne dedin seeğğn?” diyerek o avluda birkaç tur döndürürdüm. (şlkjhgfdfghjklş senarist canlarım da bir kere kontrolü kaybetse de sahici bir cat fight izlesek keşke ^.^) Kendal ile yüzleşenler arasında gözlerimi dolduran da Ebru oldu zaten. Ulan yaa, kadının başına gelenler pişmiş tavuğun başına gelmedi vesselam. Söylenmesi gereken her şeyi bir tamam söyledi. Kendal’ın kafasını ondan tarafa çevirmesine müsaade etmeyecek ağırlıkta sözlerdi her biri. Söylediğim gibi Kendal kötü adamların en hasıdır evelallah da mesnetsiz veya “ben yaptım oldu” bir kötülük değil bu. Daha çok hınç alma üstüne kurulu. Hıncının müsebbibi Ebru olmadığı için yüzünü ondan tarafa dönüp karşılık vermesini engelledi zaten. Ebru/Kendal çekişmesi ortaya çıkmaya başlayan gerçeklerden sonra nasıl bir hal alacak merakla beklemekteyim…

Narin: Ayy, arkadaşlar biliyorsunuz kendisi ile buzları eritmem baya bir zaman almıştı. “Oğuz’un sevdiğidir,” diyip bağrıma bastıydım kendisini. Şimdi gerçeklerin su yüzüne çıkmaya başlamasıyla Narin’in hırçınlaşmasını çok görmüyorum ben. Baran meselesinde suçlulardan birisi olmanın yanında mağdurlardan biri de kendisi. Murat geldiğinde ve Baran gerçeğine daha yaklaşılmaya başlandığında Narin’in darkside’a geçecek olmasını heyecanla bekliyorum açıkçası. Özlem Conker’i de her zaman seyrettiğimiz akıllı uslu, kader mağduru kadın çizgisinden farklı bir çizgide görecek olmamız da heyecanımı daha çok arttırıyor. Eminim, yarı zamanlı itici bir tipleme olan Narin’in kabuk değiştirmesi çok ilginç olacak. (Uuu beybi) “Doğuran mı, büyüten mi anadır?” sorunsalını Narin iliklerimize kadar yaşatacak eminim ben. Hâsılı kelam Narin’in ipleri tamamen atarak kendini ve oğlunu kendince korumaya almasına çok kızamayacağım sanırım. Rüyalar aracılığıyla delice kullanılan bilinçaltı metaforlarını Narin ile canlı kanlı seyretmek sosyolojik bir deneyim olacak gibime geliyor. Takdir edersiniz ki birbiriyle anlaşan mıc mıc karakter seyretmek bir yerden sonra ööeeehhh dedirtir seyredene… Kendiyle kavgalı karakterler her zaman izlenme çıtasını daha yukarılara taşır. Kendi adıma, Narin’in kaderini kabullenmiş arada gıcıklık yapan vasat bir karakter olmasındansa kendince haklı gerekçelerle sinir tellerini geren dominant bir karakter olmasını tercih ederim.

QrLSwXCDgFMA6X24aW6kYTen.jpeg

Baran: Kendisini ”Bebekiiimmm, Yavrucuumm sen ağlama kıyamaaamm,” diye seven kaç kişiyiz arkadaşlar??? (Ahahahaha elleri göreyim) Baran’ın contayı yakmasına az kaldı arkadaşlar. Haksız mı peki? Değil tabi ki… Bu hafta sofranın başköşesine oturması haricinde kendisine bayıldım, bayıldım. Baran’cığım yavaş gel annem, O başköşe konağın kadınlarının hakkı sana sıra gelene kadar ohoooo yani. Konağın ataerkil baskısını yıkmaya and içmiş Şamverdi kadınlarının rüzgârı çarpmasın seni dikkat et. Bir de hazır Baran’dan konuşmuşken sevgili yönetmenimize ve ekibine buradan alkışlarımı yollamak istiyorum. Çünkü bizim dizilerde ergen gençler yaşına başına bakmadan zerre duyarlılık gösterilmeden gerilimli bir sahne olduğunda hemen arabada direksiyonunun başına oturtulur. Baran ve diğer reşit olmamış gençlerimiz hala direksiyona oturtulmadı. Gençler arasında araç kullanan bir tek Serdar var ve o da zaten yetişkin. Bu detayı asla kaçırmadıkları için tüm ekibe canı gönülden alkışlarımı yolluyorum.

DSqo2auQDDpneWfFC4ls5Lt6.jpeg

“Bu sırrı saklayarak hepimiz felakete sürüklendik… Baran’ı al karşına ve gerçeği söyle.”

Fırat: Narin ile beraber Kendal’dan yediği ayarı çok düzgün hazmetti Fırat. Valla kusura kalma kanka Kendal haklı, yengene âşık oldun ve bu zaten epicfail iken bir de yüzüne bakarak sır saklıyorsun. Her zaman söylediğim gibi Ebru – Fırat yakınlığını onaylamıyorum. Narin’e Baran’a gerçeği söylemesi yönünde telkinde bulunması çok şık hareketti. Narin dinler, dinlemez kendi bileceği iş ama Fırat en azından ağabeylik vazifesini yapmış oldu. Fırat’ın kendi hikâyesi bence gayet gizemli… Kızı ile n’olmuş ne bitmiş, 2 sezondur hala büyük muamma. Bana bunlarla gelin sayın yetkililer.

Melek – Özlem – Kasım: Melek bebeğim, sandığımdan güçlü çıktı. Bu sır tutma olayları falan fazla gelir bir yerden fire verir diye düşünüyordum ama dirayetli çıktı benim güzelim. Özlem’i ayar manyağı yapıp sepetlemesine de ten point verdim. Kasım ve Özlem’e gelince; Siz hayırdır ya? Ahahahhaha, n’oluyo arkadaşlar? Özlem giyinip süslenince önceden dalga geçen Kasım bu defa bir destur çekti galiba sanki? Valla seksi tansiyonu yüksek bir aurası var bu ikisinin ama açıkçası ben Kasım ve Sibel’in arasındaki o marazi aşk soslu tansiyonu daha çok beklediğim için onaylayamayacağım valla. Kasım akıllı olsun akıllı!!!111

qyioKcDkWlOVbrbU6iSjzV6j.jpeg

“Acaba kardeş katili olarak kaç sene yersin? Keşke kızımın katili olduğun için de ceza verseler sana… Kim tıktıysa seni buraya, eline sağlık. ”

Sibel: Şimdi arkadaşlar Ayşe okulu şehir dışında bir yerde kazanırsa Ayşe – Sibel – Kasım üçgeni bozulur. Ben senaristlerimizin bu üçlünün çatışmasından yenecek ekmeği elinin tersiyle itmeyeceklerini düşündüğüm için Sibel’in en az Özlem kadar baskın hale getirilmesi gerektiğini düşünüyorum. Özlem, Kendal’ın hapse düşmesini kullanarak konakta hegemonya kurmaya çalışacak evet ama Sibel’in “kaderimdir çekerim” tavrında olması sıkıcı olur. Ki kızını şehir şehir peşinden sürükleyerek Kasım’a külah giydiren Sibel’in silik bir kadın haline gelmesi saçma olur bence. Murat’ı hatırlamasının altından ne çıkacak merak da ettim bu arada.

Maya – Ada: Maya’nın sınavdan yüksek puan almasını bekliyorlar ve konaktan kurtulmak için kullanmak istemeleri çok normal. Kızlar bu konuda haklı. Ben de olsam tabanlarımı götüme vura vura kaçmak isterdim yalan yok. (Ahahhaha) Söylemezsem ölürüm Ada’nın şu gereğinden fazla yükselen sesine bir ayar verin artık sevgili yönetmenlerim. Atarlı bir kız tamam da, bağırmanın fazlası ziyadesiyle itici. (Yüksek oyunculuk o kadar yüksek ses çıkarmadan da olabiliyor yani.) Baran ile Ada’nın atışması birbirleriyle didişmeleri tabi ki hoş da ses ayarı şart oğlu şart.

Bu arada Serdar nerde sayın yetkililer??? Cennetten düşmüş bir gılman parçasını izlemek hakkımız söke söke de alırız. Ahahahahahah!

Kendal içeri düştüğünde boğazına dayanan bıçak ile söylenen repliklerle bana selam gönderen senarist gurubu; Siz naber yaa??? Canımsınız. ^_____________^

Ayyy özlemişim Karagül’üme yazmayı valla. Sezon hayırlı olsun hepimize. Emeği geçen bütün emekçilerin yüreğine sağlık! Hep 1 numara kalmanız dileklerimle hepinize teşekkürler.

Kundaktan kefene…

CejQMmpWsAAFVkC

Karagül

Sezon 2, Bölüm 49

”Evladım evladımı öldürmüş…!!”

 

 

 

 

 

Merhabalar.

Normalde 50. bölümde sezon finali olacakken dünya kupası organizasyonu yüzünden yayıncı kanal Fox Türkiye’nin kararıyla dizimiz arayı bu bölümle verdi. Kimilerine göre yavan bir finaldi kimilerine göre de duygusal tahribatı yüksek bir finaldi. Ben ikinci kategoridenim. Sorulara cevap verecekler mi? sorusundan çok ne seyredeceğim, nasıl oynayacaklar, neler duyacağım tarafı ile ilgiliyim çünkü. Onun için kalender bir televizyon çocuğu olarak bir sürü saçma salak sezon finali görmüş olmanın verdiği deneyimle diyorum ki; özde olmasa da bu sözde sezon finalini ben sevdim arkadaşlar. Karagül’ün neredeyse her bölümü tempolu ve akıcı olduğu için, karakterlerin öğrendikleri gerçekler ile kırılmalar yaşadığı bu bölüm zaten duygu odaklı olmak zorundaydı. Bu duygu odaklı bölüm enfes yazılmış, enfes çekilmiş, enfes oynanmış.. . Atomlamaya başlamadan önce söylemeliyim ki sadece üç ana başlık ve üç çift üstünden yazacağım; bunlar haricinde diğer karakterlere değinmeyeceğim yani… Hadi bismillah..

Ci0Z3CPsZme4Gqx6GNXpKwzP.jpeg

“Sök o taşı Kendal… Senin burada yatmaya hakkın yok. Sana başka bir yeri uygun gördüm… Sök taşını Kendal…”

Kendal – Kadriye: İkisini ayrı ayrı atomlamaya gönlüm elvermedi bu hafta. Çünkü neredeyse bölümün tamamında aynı kadrajdaydılar. Kadriyenin cd’deki görüntüleri seyrettikten sonra, her bakışı her hareketi ciğer yangınıydı resmen. Asım ona ”Günah, günah,” dedikçe ufaldı küçücük kaldı. Bir evladının diğer evladı tarafından öldürülüşünü seyretti kadın, kolay mı? Torununun yüzüne bile bakamadan kaçtı oradan. Sonrasında yaptığı her şeyi merakla izledim. ”O çantaya ne koydu ki? O makarayı niye aldı? Mutfağa niye girdi?” diye diye, her hareketine dikkat kesti beni. Naçizane tespitim şudur ki; Murat Mehdi’nin gözbebeğiyken, Kendal Kadriye’nin gözbebeğiymiş meğerse. En başından beri hep Kendal’ın yanında.. Tasvip etmediği, kızdığı bir dolu eylemine karşı yine de oğlundan ümitvar bir kadın Kadriye. Geçen bölüm Emine’yi hırpaladığında çok kızıyor ama yine de oğluna sırt dönmüyor mesela. Hemen hemen hiçbir şekilde tam kestirip atmadı oğlunu. Kapı dışarı da ettiği oldu ama yine de kolladı. Analık laneti bu olsa gerek. Ve Kendal da Allah için annesine saygısını zerre kaybetmeyen bir adam. Zaman zaman sözünü dinlemiyor olabilir, utandırıyor da olabilir ama kat’a saygısız değil. He ”Bunlar da mı saygısızlık değil?” derseniz ben de derim ki: ”Anne evlat çelişkisi hiç bitmez zaten, normalde de çatışmaz mıyız annemizle?” Kendal Kadriye ilişkisinde senaristler toplum reflekslerine çok dikkat ediyor. Bu yüzden, Kadriye çifteliyi alnının çatısına dayadığında Kendal gibi bir adamın karşılık vermeden kuzu kuzu anasının önüne düşeceğini gösteriyorlar. Suçluluk psikolojisinden ses çıkarmadı diye de düşünebiliriz. Lakin o vakit de, mezarlığa gidene kadar ne için gittiğini anlayamamasını da hatırlamamız lazım gelir. Tam olarak Kendal gibi adamlar anaları ”Kalk yürü, gidiyoruz,” dediğinde ”Neden?” demeden yürürler. O konakta analarını tek başına bırakıp gurbet elinde yeni hayat kuracağım diyerek bırakıp gitmezler. Bu tip adamların gözündeki en yüksek merci anneleridir. Haşa huzurdan, asilik etseler de annelerinin lafı Allah kelamı katındadır.

 FNQkqwCPkDwOLRM3dWLiE3qe.jpeg

“Ben seni sırtından vuramam. Sen bizi sırtımızdan hatta yüreğimizden vurdun. Ama ben yapamam. Sen değil oğlum, ben yaşamayı hak etmiyorum. Sen yaşa, ben ölürüm. Sırtında onca günahla nasıl yaşayacaksın bilmiyorum, ama siz yaşayın… Ben hepinizin yerine ölürüm… Evladım evladımı öldürmüş, ben kendime ana diyebilir miyim? Seni ben büyüttüm. Cana kast etmenin, üstelik kardeşinin canına kast etmenin, ben sana ne demek olduğunu anlatamadıysam, Murat’ımı sen değil, ben öldürdüm.”

Kadriye her zaman ailesinin itibarını ve adını ön tutan bir kadınken onun kırılması oğlunun katil olduğunu öğrenmesi ile oldu. Murat’ın ölmesinden çok Kendal’a yeteri kadar nüfuz edememesine kahroldu. ”Evladım evladımı öldürmüş ben kendime nasıl ana derim?” demesi bundan. Dikkat ettiyseniz ”Sen nasıl bir insansın Kendal? Kardeşini nasıl öldürdün?” demedi hiç. ”Ben nasıl bir anayım ki seni kardeşinin katili olabilecek kadar ihmal ettim,” dedi. ”Benim oğlumu nasıl öldürürsün?” demedi mesela. ”Oğluuumm, oğlumu nasıl öldürdün?” dedi. Kendal babasının dayağından kardeşinin kurtarmasını hiç sevmediğini anlattıktan sonra, ”Sen hep fesattın zaten,” diyecek kadar kendinden çıkanı inkar etmeyen bir anlayışta. “İki mezar kazacaksın yanyana yatacağız,” diyerek elleriyle mezar kazdırırken yorulduğunu görünce ”Acıktın mı oğlum?” diyecek merhamette. Toprak kazmaktan elleri kan revan içinde kalınca ”Ellerin acıdı mı oğlum?” diyecek naiflikte. Senaristler Kadriye ve Kendal’ı konuşturmaktan ziyade semboller aracılığıyla konuştular izleyicilerle. Sanırım mezarını kazdırdığı oğluna hayatlarını bir şekilde kararttığı aile fertlerinin kundaklarından kefen dikmek ve başında kandil tutturmak yapılmış en felsefi, en muazzam iç soğutma sekansı olabilir. Alt metni üzerine destanlar yazılacak bir olaydı.

 eXofY5pV5aWbpj90yqpViKjk

“Bu Murat’ımı sardığım kundak… Bu seninki… Bu Melek’in… Bu Asım’ın… Bu da Baran’ın… Şimdi bunlardan sana kefen dikeceğim. Feneri tut, gözüm görmüyor.”

Kadriye ve Kendal hesaplaşmasında aslına bakarsanız çok da dile dökülen diyalog yoktu. İşte tam burada sinema dilini kullanmış yönetmen. Kendal önde, Kadriye çiftesiyle arkada fabrikadan çıktıktan sonra seyrettiğim her kare o duygusal durumlarının bire bir yansımasıydı adeta. Kadriye’nin böğrüne oturan o öküz var ya, attığı her adımla benim de böğrüme oturdu. Kendal sırtında taşıdığı mezar taşıyla o sarı tozlu yollarda yürüdükçe, rüzgar yüzüne vurdukça yansıyan iç sıkıntısını bire bir yaşadım. Diyaloğa, repliğe ne gerek var? Göstererek, hissettirerek de anlatılabilir pekala. “Televizyon izleyicisi sevmez böyle şeyler,” demeden namusluca, olması gerektiği gibi, Kadriye ve Kendal gibi ruhumuz mengenelerde burulsun diye ağır ağır, adım adım çekmiş Murat Saraçoğlu. Zevkten on dört köşe olarak, ağlayarak, onlarla beraber kanayarak o tozlu yollarda ben de yürüdüm. Normalde klasik yerli dizi matematiğinde böyle büyük bir kırılma anında karakterler avazı çıktığı kadar bağırır, birisi öbürüne tokat atar vs. vs. vs. şeklinde gitmesi lazımdı sahnelerin. Ama bambaşka olmuş, bambaşka. Enfes olmuş, enfes!!! Ben o ana-oğul’u o uçurumun kenarında üç aylığına bıraktım. Eylül’de kaldığım yerden, o yürek yangının tam ortasında onlara sarılarak kavuşacağımı bilmek muazzam. Tabii bu paragrafı bitirmeden Şerif Sezer ve Mesut Akusta’nın muhteşem oyunculukları için de teşekkür etmeden geçemeyeceğim. Hele Şerif hanım döktürmüş, döktürmüş. Şimdi nasıl bakacak, şimdi ne söyleyecek, nasıl söyleyecek, diye diye seyrettim her anını. Rabbim ömrünüze ömür versin, varolun..

LiryuLurvDOIDsNxewnYLjJy.jpeg
“Ne oldu oğlum ellerin mi parçalandı? Benim yüreğim gibi paramparça mı oldu? Kaz Kendal, bir tane de benim için kazacaksın… Birlikte yatacağız burada. Kıyamette hesap gününde dirilene kadar Fırat’ın şırıltısını dinleyeceğiz seninle… Kardeşini gömdüğün Fırat soracak sana, neden yaptın diye… Kardeşini boğduğun Fırat’ın sesini duyacağız beraber… Sen kardeş, ben evlat katili olarak yan yana yatmamız makbuldür. Ruz-i mahşer de günahlarımız için hesaba çekileceğimiz an gelene kadar…. Ellerinle kaz şimdi Kendal… Evladımı, evladım öldürmüş, cehennem ateşini içime saldın Kendal! Madem ki yaktın beraber yanalım Kendal… Kaz Kendal, hem kendine, hem bana… “
aAAtADoB6PpILU3NEReAMjyA.jpeg

”O benim de babam, benim de…”

Ebru – Baran: Birbirinden ayırmaya gönlümün elvermediği diğer ana-oğul da bunlar. Murat’ın intihar etmeyip Kendal tarafından öldürüldüğünü öğrendikleri ilk andan bölüm bitene kadar ikisi bambaşkaydı gözümde. Çünkü bu hikayenin iki masumu onlar. Birisi kocası tarafından kandırılmış, diğeri ”Seni ben büyüttüm,” diyen herkes tarafından. Ebru kocasının yalanlarının bir kısmına vakıf oldu lakin Baran hala kocaman bir yalanın içinde döke saça yaşamaya çalışıyor. Murat’ın daha gelmeden estirdiği fırtına bir yana, gittikten sonra içinde kalacakları kaosu seyretmek için şimdiden heyecanlıyım. Baran, Ebru için sadece sevmeye karşı koyamadığı bir his iken, kanlı canlı bir gerçek olduğunda olacakları seyretmek için heyecanlıyım.

Ha keza, Baran’ı da öyle. O kocaman yalan perdesi aralandığında neler yapacağını düşünmek bile heyecan verici. Şerif Sezer ve Mesut Akusta’nın ardından performanslarını en beğendiğim ikili de Ece Uslu ve Mert Yazıcıoğlu oldu. Ece Uslu’nun konaktaki hengamede “Yeteeeerr!” diye bağırdığı sahnede ve Baran’ı sakinleştirmek için sımsıkı sarılıp saçlarını öpüp kokladığı sahnede yüreğim indi kalktı resmen. Oğuz Komutan’ın gerçekleri haber verdiği sahnede ise Mert, Baran oldu adeta; yüzündeki o acı, o inanamamazlık enfesti enfess!! Ece Uslu ve Mert Yazıcıoğlu’nun karşılıklı sahnelerini nedense hep çok seviyorum. Çok güzel paslaşıp, devleşiyorlar. Bir de söylemeden geçmiyim. Baran ve Ayşe’nin artık ergen sevgili modunda takılmaları da bir harika oldu. Neydi o önceden alnımın yazısılar gönlümün karasılar. Bak böyle tam yaşlarının gençleri oldular. He bir de Mert ve Sevda fotoğraf olarak çok güzel bir ikililer. Sanırım dizi bittiğinde hatırlanan çiftler listeleri arasında yer alacaklar. Yolları açık olsun.

dzvQAMruRLibOwAI3sh8onSZ.jpeg

”Benim sırrımı herkes öğrendi..”

Asım – Emine: Bu bölüm tam anlamıyla analar ve oğulları üstüneydi. Asım’ın babasından yıllar yılı sabırla beklediği ”oğlum” lafına artık kanmaması üzerine kopan bir fırtınayı seyrettik aslında. Asım bu dizinin bütün kilitlerini açan anahtarı. (Can’cığım senin tespitinin üstüne yatmış gibi oldum ama artık kusura bakma ^__^) Şöyle bir düşününce o doğduktan sonra başlamış her şey. Pandora’nın kutusu Baran ise o kutunun anahtarı kesinlikle Asım. İçinde tuttuğu, yuttuğu ne varsa dile dökmese de tek bir adımla eyleme döktü. Senelerce “oğlum” demesini beklediği babasını ihbar etmek kolay mıydı sanki ona? Bence değildi. Ama Asım, babasından yakınlık görmek uğruna, adeta taptığı annesini ezdirmedi. Eksikliğinin ve yapabileceklerinin sınırının farkında olan bir çocuk Asım. Babaannesine seyrettirirken de, Oğuz’a seyrettirirken de zerre geri adım atmadı. ”Bitti,” dedi ve ateşledi fitili. Kimsenin duygusal önceliklerini önemsemedi ve annesini korudu. Babasını da ”bitti artık” diyerek kendi iç dünyasından tamamen çıkardı. Bundan sonra Asım’ın hayatı nasıl şekillenir, az çok kestiriyor olsam da süprizlere açık bir karakter olması onu heyecanla beklememe neden oluyor. Karagül tarihinde şu ana kadar atılmış en büyük tokadı Asım attı ve bu ona çok yakıştı. Asım bir mazlum ve ettiği ahların aheste aheste çıkmasını beklemeden kendi göbeğini kendi kesti. Emine sabır tesbihi olmaktan vazgeçip hayatının iplerini eline alır mı bilmem, ama bundan sonra Kendal’a karşı aynı Emine olmayacağını düşünüyorum ben. Ebru’nun yüreklendirmelerine çıkışan Narin’i de kendi tarzı ve edebiyle ”Neyin ne olduğunu sen de iyi biliyorsun’,’ diyerek püskürtmesini bildi. Emine Kendal’ın gölgesi altında korunmaya muhtaç olmadığını oğlunun bu adımıyla farketmiştir inşallah.

Bu harika bölümde emeği geçen herkesin emeğine, yüreğine sağlık.

Her hafta sabırla beni okuma nezaketi gösteren sizlerin de gözlerinize sağlık. Üç ay sonra görüşmek üzere, Sevgiler…

Kabil, Kabil’e karşı…

CejQMmpWsAAFVkC

Karagül

Sezon 2, Bölüm 48

”Evladı karnında taşırsın kanını yer, dışarı çıkar canını yer, ölürsün malını yer.”

 

Merhabalar.

Sezon finaline iki kala yüreğimiz ağzımızda bir bölümü daha geride bıraktık. Karakterlerin büyük kabuk değişimlerinin yaşandığı bu bölümde girizgahı hiç uzatmadan atomlamaya geçiyorum arkadaşlar.

wyRoPnofBsnsTewPyMpobPIb.jpeg

“Geçmiş olsun abi! Otur da merhem süreyim.”

Kendal: Kuyruğu dik tutma gurusu falan oldu ağamız. Murat’ın Kendal’ı kaçırtıp korkutma işlemlerini eksik buldum şahsen. Meleğin sırtı o kadarcık mı yanmıştı ayol? Kızın sırtı komple kebap olduydu. Sırtından yanmak Kendal’a koysa içim yanmıycak. Valla fıstık deposunun yanması daha bir koydu ağama. İflas bayrağını çektiriyorsunuz da o evde 14 boğaz var. Ebru’nun gülleriyle, Emine’nin sıkmalarıyla batar o gemi. Sonrasında “Ayıydı, mayıydı, ağam idi,” dedirtmeyin de insanlara. Gerçi Kendal’ın dünyalığı çoktur yaa, benim de dert ettiğim şeye bak ulan! Ahahahha iyice hesaplayan adamlara döndüm. Kendal bir kadına vurduğunda ettiğim ahlar n’olcak benim ya? Asım güzel gol attı ama. Murat gibi yok intikamdı, yok ödetmeydi diye kaynak makinası falan ateşlemedi. Direktoman çaktı doksana topu. Kendal’ın sırtını dönmeden güveneceği tek kişi olan Kadriye eliyle yaktı ateşi. Mazlum’un anasını ağlatırsan o da senin annen üstünden yürür sana. Eee ağam ayılar biraz da senin kıçında bağırsın.

EFzMgCSdMibwrUZ2CQBiEpnY.jpeg

”Bilirsin; buraların örfü adeti bu değildir. Hadi sevdaya düştün, tamam… Niye gelip bana söylemedin? Olurun var mıdır, olursa nasıl olur? Seni oğlum gibi görürüm bilirsin, ama sen beni anan gibi bellememişsin demek ki… Buraları, Narin’in durumunu, Baran’ı bilmez etmez gibi sorumsuzca hareket ettin. Hiç sana yakıştı mı?”

Kadriye: Piremsesim niye Oğuz’a atar yapıyorsun ki sen ya? Bir “Narin senin bacın olur, nasıl göz dikersin?” demediğin kaldı adama. Kendal Halfetili kadınları sıraya geçirsin ona laf yok. Murat öleli daha ne kadar olmuş ya madem, Fırat yengesine yazsın ona da laf yok, Oğuz’u sahipsiz buldun tokatla anasını satayım. E herkes kendi tarafına yontar tabii elindeki keserle. Keserin de sapının da döneceği günleri görürüz umarım. Kızlar konakta isyan çıkarınca el ne der diyorsun da eller oğlunun nanelerini konuşmaz mı be anacım? Aslında Kendal Kadriye’ye haksızlık yapıyor “Hep Murat’ı kayırdın,” derken.. Valla Kadriye Kendal’a bir kere höt zöt yapıyor geçiyor gidiyor. Birisi Kendal’ı kızdıracak bişi yaptı mıydı kaplan kesiliyor kadın. Ama Asım’ın attığı gol ile piremses de alacak göbeğinin suyunu. E piremses, oğlunla beraber Emine’yi ezmesi kolaydı. Asım da anasını ezdirmeyecekti tabii. Çekeceğin acıyı düşündükçe üzülüyorum ama ana-oğul hakettiniz, yalan yok. Bu arada bana beddua ettirtmeyin kendinize, böyle inmelerden inme beğenirsiniz sonra. Ahahahhaha hık diye gitmeyeceğini bildiğim için “Ayağını denk al piremses!!” diyorum sadece.

Murat: Hemen sevinme, üst paragrafa aldım diye. Saydırmak için aldım. Bölüm boyunca tek düzgün icraatın Ebru’dan nasıl özür dileyeceğini düşünmen. Bu nasıl sevmek lan? “Seni çok sevdim ben” ayağına kadının hayatını büküp atmışsın resmen. Ulan, evladını elinden almışsın bir kere. Diğer yaptığın heeeerrr şeyi affeder insan, da böyle bir hesap nasıl verilir yaa?? Ben kesinlikle affedemezdim. Ebru’nun elinde güller gibi yetişecek bir yavru, Kendal ve Narin gibi iki sevgisiz insanın elinde sosyopat olmuş. Ebru’yu geçtim Baran nasıl affedebilir ki bu büyük haksızlığı? Adacık kaza geçirmese evlatlarına düşkünlüğünü anlamayacak mıydın? Hem bir de nasıl bir düşkünlük bu? Ayy seni düşünüp, yazdıkça bileklerimi kolonya ile ovasım geliyor. Kendal senin yanında ne ki Murat? Senden zalimi yok bu hikayede. Kendal kardeşini öldüren Kabil madem, sen nesin ki? Sen de Kabil’sin. Ay ve güneş kadar net!! Hee bir de madem ailenin başına gelen her şeyi yakından takip ediyordun, Fırat’ın Ebru’ya yazdığını görmedin mi? Kafamda deli sorular?

sWbuLHEgILSbKbtVfW7qCU0I

Ebru: Kadın dünyaya evlat ile imtihan edilmeye gelmiş yeminle. İki yüzü gülmesin, anında basıyorlar tokadı yüzüne. Rüzgar’ın kaybolmasının travmasını atlatamadan Ada kaza geçirdi şimdi de. Emine’nin yanından sille tokat götürülüşünü acizce seyretmesine de çok üzüldüm. “Fırat ile Ebru beraber olmasın yaa,” demelerime eklediğim sahnelerden biri oldu o sahne. Kendal Emine’yi hırpalar, Ebru araya girmek ister, Fırat Ebru’yu tutar. Niye? Oranın gerçeği o çünkü. Hastane kapısında tek başına ağlayan Ebru, Türkiye kadınına referansdır. Bu ülkede kadınlar hep tek başına, içini çeke çeke ağlar çünkü. Gözyaşın daha dinmeyecek be bacım. Bunlar ne ki? Yalanın, aldatmanın, haksızlığın büyüğü kapında bekliyor.

Narin: Senin bu pasif agresif ruh halin (en hastalıklı insan psikolojisidir bana göre) n’olcak be adıgüzel? Hadi “Ebru ne gadan mükemmel kadın yeaa,” diyenlere kızıyorsun da, sen niye azcık merhamet etmiyorsun kimseye? Örneğin; Emine sevincinden yere göğe sığamazken onun için sevinemez miydin ki? Abim kızacak diye moral bozuyorsun bir de.. Ya daha dün sevdiğin adamın önünde seni rezil etmedi mi ulan o herif? Nasıl bir kredidir, bitmedi gitti arkadaş. Tamam Baran’la tehdit etti de bu kadarı da öeehh dedirtiyor bana. “Oğuz’la geleceğim olamazdı,” diyerek gerçekçi takılıyorsun ya hani, Baran’ın elinden gideceği de gün gibi aşikar işte! Neyin toplaması çıkarmasıdır bu? Hesaplarının hepsinin Bağdat’dan döneceğini bile bile hem de. Yanlış yoldasın kanka, kaybedenlerdensin. Kendal’ın rüyasındaki korkunçlu sona doğru kendin atıyorsun bu dev adımları.

7tQeDk8uYjRfpWuRpFDme1QC.jpeg

Oğuz komutan Şamverdi konağına VIP hizmet verirkene… Ne çektin be Oğuz 😦

Oğuz: Yalvarıyorum tayinini Çatalca’ya falan iste bebeğim yeaa.. Kimse aşkından ölecek kadar senden değerli değil. TSK olarak temeli dinamitlenesice konağa VIP hizmet veriyorsunuz artık resmen, ahahahhaha. Hayır, bir de yaransan gam yemeyeceğim. Kadriye köpeğin önüne atılsa yenmeyecek laflar ediyor, sen hala Ana derken bir daha Ana diyorsun adeta. Merhametli ve zarif adam; yokluğunda kıymetini bilmeyenler utansın. Seni üzen herkesi üzerim, net!!!

Melek – Özlem – Kasım: Bu üç ahbap çavuş Kendal’ın kuyruğunu tutup, son hamleyi yapamayanlardan. Herkes birbirine “Benden bir şey saklıyorsun,” diyor ve kesinlikle kendi sakladığını da söylemiyor. Ahahahah arkadaş sen söyleyecen ki karşındaki de sana söylesin. Bu işin matematiğinde çözülmeyecek ne var allasen? Akıllı bir şer odağı olmak isteğiyle gözlerinizi kısarak “Ben neler biliyorum var ya, uu uuuf anlatsam olay olur,” diyerek kasarsanız Kendal da size entrikada tur bindirir. Siz köprünün başını tutana kadar Kendal köprüyü iki ucundan yakmış oluyor. Gençler azcık izan ve iş bilirlik bekliyorum yaa. Olmuyor böyle.

IW2Z7te3Gsv0DuGoARRtQpPT.jpeg

“Ada nerede Baran? Ona bir şey olmasın lütfen.”

Baran – Ayşe: Baran’ın kendi yaptığı danalıkları kabullenen hallerini çok seviyorum ben. Yapıyor ediyor ama, birisi yanlış yaptığını söyleyince Ada gibi gereksiz iticilikle kendini zeytinyağı gibi üste çıkarmaya çalışmıyor. İşte bu da Baran’ın hakikaten Ebru’nun mizacını birebir taşıdığının referansı. Kendal’ın elinde büyümüş olsa da fıtratı Ebru’nun aynısı. İyi ki de öyle. Ayşe’ciğim kızlarımıza örnek olmaya devam ediyor. Trip atmadan, bağırıp çağırmadan, sevdiğini canından bezdirmeden had bildirmek ve hizaya çekmek nasıl olur, onu seyreden yaşıtlarına gösteriyor. Hanımefendilik İstanbul’larda yetişmekle olmuyor demek ki. Mersinli de olsan Halfeti gibi avuç içi kadar yerde de yaşıyor olsan, hanımefendiysen hanımefendisindir; bu kadar basit işte. Baran’ın kardeş sevgisi için bir şey yazmama gerek yok, çünkü Baran’ı ilk bölümde de kardeşlerine sevgiyle bakarken görüyorduk, hala aynı şekilde bakıyor. Merhameti dağlar kadar onun. Çektiği yoksunluk acıları sert gösteriyor sadece.

Ur4arPuQJMQDcBqyMJ02yWsN

“Bak sana olan hislerimden dolayı son zamanlarda kendimi tanıyamıyorum. Çekilmez bir hal aldım. Ama bitti, bu sefer gerçekten bitti. Ada’nın mutluluğu benim için her şeyden önemli. Hem sen de arada kaldın. Benim kardeşlerimden, annemden başka kimsem yok Serdar.”

Ada – Maya – Serdar: Deyimler sözlüğünde “haklıyken haksız duruma düşmek” deyiminin yanına şekil içinde göstermek için bir Ada’nın bir de Özlem’in fotoğrafını koyarım bu diziden. Arkadaş bir ergen evladı çenesiyle ölüme sürükler mi ya kendini? Ahahahahaha, hayır bir şey değil Serdar’ımı da götürüyordu yanında. Baran’a sinir olup sevgilini niye darlıyorsun ki a kızım? Sapla samanı karıştırıp, konuşmak yerine afkurursan Allah muhafaza kaza da gelir başına, bela da. Ada kendine başka düşman aramasın, kendisi yetiyor kendine. Valla Serdar evliya gibi çocuk Allahım’a, yoksa çekilecek dert değil yani. Maya ile ilişkisinde de hadsizliği çok. Özünde ikizini çok sevdiğini belli edebiliyor Allah’tan. İşte bayaaaağı bir özünde olduğunu da zorlayarak görmeye çalışıyoruz. Sanırım en büyük şansı insanların onu sabredip sevmesi. Ben seyrederken tahammül edememeye başladım çünkü. Maya, hiçbir acı kardeş acısından büyük olamaz diyerek aşkını kalbine gömdü. Ya da gömdüğünü söyledi. İlk aşk, ha deyince unutulacak bir şey değil ama Maya dirayetli kız, üstesinden gelir bence. Serdar’cığım Oğuz’un kardeşi olduğun çok belli be balım. Oğuz’a da zamanında sormuştum ”Narin mi? Emin misin?” diye. Ben ablalığımı yapıp sana da sorayım; Ada konusunda Emin misin? Ahahahah N’apalım, sen seviyorsan eyvallah.

Gitmeden 49. bölüm fragmanı için söyleyecek bir sözüm var a dostlar. Kadriye’nin Kendal’a uçurum kenarına mezar kazdırma sekansı seyrettiğimden beri kafamda dönüyor. Kendal = Uçurum kenarı. Seyircisine her daim saygılı olan bu hikayeyi; yazanın, çekenin, oynayanın kısacası bütün ekibin emeklerine sağlık.

Korkma, Titre!!!

Karagül

Sezon 2, Bölüm 47

CejQMmpWsAAFVkC

Merhabalar.

Temposu ve dram çıtası yüksek bir bölümdü. Kendal sinirden ve çaresizlikten kudurdukça etrafına saldırdıkça, saldırdığı muhatapları adına kahrolduk. Karagül bana göre kadın hikayesi. Barındırdığı kadın popülasyonuna rağmen hep mağdur olan kadınların hikayesi.. İki adamın birbirleriyle bitmeyen çatışmalarının tarafı olmak zorunda kalmış bu kadınların hep emeklemeye çalışmalarını seyrettik, ayağa kalkışlarını da görürüz iyşalla.

LoQOYXsiFqDXtzCnOAb7AnQw.jpeg

Kendal: Adam adeta kokuşmuş düzen turnusolu. Kadının ezildiği, sömürüldüğü, isteklerinin ve hayallerinin görmezden gelindiği, şiddet uygularken erkeklik kanıtlandığı bu coğrafyada Kendal; onun gibilerin sayılarının ne kadar çok olduğunu izleyiciye hatırlatan bir karakter. Kendal üzerinden hikayede öne çıkan kadınların acılarını seyrederken pare pare olan ciğerimiz için kimden el aman dileyeceğiz? Yine erkeklerden mi? Ne çok soru sordurttu Kendal yine. Hikayedeki gerçekçiliğin tezahürleri acıtsa da seyrettiğim kurguya ve dramaya binâen diyebilirim ki; Kendal’ın bu zamana kadar yediği hurmaların totosunu tırmaladığı şu kutlu bölümlerde ne kadar kızsam da yine de zekasına hayranım doğrusu. Elinin yettiği her şeye ve herkese galebe çalan çözümler üretebiliyor adam. Tam da bu sebeple bunların hepsinin mahsuscuktan olduğunu bilerek Kendal’ı yekten silemiyoruz ya. “Kime göre, neye göre doğru?” ekseninde sorduğumuz her soru Kendal dahil bütün karakterleri aklattırabilir en nihayetinde. Korkmasını, korkudan kudurarak etrafını yakıp yıkmasını seyrederken ”Duuur bunlar iyi günlerin,” desem de Kendal’ın olası çıkış yolu ihtimallerini de hesaplıyorum. Ne biçim adamsın be Kendal? Ekrandan şakülünün kaymasını izlerken bir gönül rahatlığı ile ”Ooohhh canıma değsin,” dedirtmiyorsun insana. Bu dizide en sevdiğim detaylar rüyalar. Kendal’ın gördükleri adeta olabilecek değişimlerin habercisi gibi sanki. Gerilim dozu yüksek bu rüyalar şu an yaşadıklarının da bilinçaltı tezahürü gibi. Kendisi gibi rüyaları da yüksek irtifada adamın.

Kadriye: Piremsesim ne çok üzüldü bu bölüm. Cahilliğiyle, günahlarıyla yüzleştikçe ve nadim oldukça daha da arıtıyor kendini. O karanlık taraftan nedamet ile bu yeni tarafa geçerken de güçsüzleşiyor. İradesini yitiriyor. Alıştığı, bildiği düzeni artık kendisi de red etmeye başladıgı için nasıl davranacağını da şaşırmış durumda. Hiçbir düzen bir parmak hareketiyle şık diye düzelmiyor çünkü. Bir ömürün öğrettiklerini bir anda unutamaz ki Kadriye. Ama ben eminim, hayatın ona döve döve bahşettiği bilgeliğiyle kontrol altına alabilecek bu yeni öğrendiklerini. Hükmedemese de yaşamayı ve öğütlemeyi becerebilecek. Yeni gelişmeler en çok onu yoracak bence. Konağın çınarı o çünkü. Yaslanmak isteyeni çok olacak haliyle. Özlem’den özür dilemesi, yok saydığı Melek’i yüreklendirmesi, hayatını eline almaya çalışan Narin’i anlamaya çalışması yeni Kadriye’ye çok yakıştı.

cIas2z6Lei8YcVhYNUCspc3q.jpeg

“Biliyorum daha çok erken ama, işte içimdeki korkuyu atamıyorum. Yapanlar bulunmadan da rahatlayamayacağım.”

Ebru: Ne kadar değişti değil mi? Yani ilk bölümlerde oradan kaçmak için elinde bavullarla gezen kadın nerede, “Hiçbir yere gitmiyorum,” diyen kadın nerede? Çok merhametli bir kadın Ebru. Kimseden tam anlamıyla nefret edemeyecek kadar hem de. Bir de çok sabırlı. Narin’e sabrediyor, Baran’a sabrediyor, Kendal’a sabrediyor, yokluğa sabrediyor ve sabrederken kırıp dökmemeye çalışıyor. Murat’ın gelişi onda nasıl tezahür edecek, merakla bekliyorum. Kendal’ın yersiz saldırılarının dozu arttıkça farketmeden daha güçlü oluyor. Konaktaki diğer kadınların Kendal’ın elinden çektiklerini gördükçe sağlam durmak için daha çok çaba sarfetmesi gerektiğinin de farkına varıyor. Kendi adıma diyebilirim ki, yaşadıklarının alt metnini deşmekten en zevk aldığım karakterlerden biri.

Narin: Ah Narin ah! Seninle ben böyle mi olacaktık? Nerede seni sevmiyorum diyen Papatya, nerede yaşayamadıkların için ağladığında seninle beraber üzülen Papatya. Kendal kolundan çekeleyip götürmeye çalışırken Oğuz’a ”Özür dilerim, özür dilerim,” diye ağlayışlarına çok üzüldüm be adıgüzel. Kabuğunun sertliği sevilmemekten ötürüymüş meğerse. Sevildiğini hissedince senelerce nefretini bilediğin Ebru’yu bile anlamaya başladın. Nefret ederek yaşamanın insanın boyunu uzatmadığını anlayıp, kendi bildiğince buzlarını eritmeye başladın. Murat gelince ne yapacağını en çok merak ettiğim sensin. Eski, hayata öfkeli, hırçın hallerine geri mi döneceksin yoksa Oğuz için çabalamaya devam mı edeceksin görmek için sabırsızlanıyorum. Kendince son kez görüp vedalaşayım istedin ama ben Oğuz’dan kolay vazgeçeceğini düşünmüyorum.. Umarım beni yanıltmazsın.

oIlgEz4S4hVLVB1vFKMHo8pE.jpeg
– Bir daha Narin’in etrafında görürsem seni, tepene binerim!
– Yaniii, çok korktum.
Oğuz: Bu bölüm Oğuz gibi kalbinin ekmeğini yiyen adamların gücünü bileğinden almaması üzerine yazılmış çok güzel bir sahne izledik. Seyrederken, Kendal ”Vuracan mı ha?” dedikçe yalan yok ”Patlat bi ağzının üstüne de feleğini şaşırsın puşt,” diye söylenmedim değil hani. İşte şiddet her şeyin de çözümü değil neticede. Kendal gibilere dayak cenneten çıkmadır mottosuyla muamele edeceksin de, çizilen Oğuz portresine ayıp. Benim Narin’i affedebilme eşiğine gelmem Oğuz ile oldu. Hep dediğim gibi o kadar güzel ve had bilir şekilde sevdi ki, Narin’in sert kabuğunu kırmasına sebep oldu. Oğuz’un kızının ayak seslerini de duymaya başladık bu arada. Yavaştan seyirciyi hazırlama turları başladı. Oğuz’un arabasının plakasındaki sessiz harflerin kızının ismine gönderme olması da gözümden kaçmadı. Ahahhaha belki de denk gelmiştir ama güzel bir tesadüf olmuş. Babasına ve amcasına benzeyecekse hanım kızımız bayağı güzel olacak galiba. Gerçi gariban Narin, oğlunun ergenliklerinin yanına Oğuz’un kızının kaprislerini de çekecek ama olsun güzel bir çatışma olacak bence. Bir de söylemeden geçmeyeyim Ogün Kaptanoğlu ve Özlem Conker, Oğuz ve Narin’i o kadar güzel canlandırıyorlar ki; dizi seyreden herkesin bir favori çifti olur ya hani, benimki de Oğuz & Narin çifti.

“Artık korkmana gerek yok Melek…”

Melek – Özlem – Kasım: Murat’ın intikam tugayının neferleri olan bu arkadaşlar, şu an Kendal’ın taktiği ile sahadalar. Bekle ve vur taktiği yani. Önünü arkasını hesap edip hamlelerini yapacaklar. Ne kadar başarılı olacaklar, göreceğiz bakalım. Melek’e kendine güvenmek de pek bir yakıştı. Umarım toparladığı bu özgüveni bir daha elinden bırakmaz. Özlem’e gelince Kendal mahzene kapatınca, yine fevri davranır diye düşündüm, yalan yok. Ama gördük ki artık yoğurdunu üfleyerek yiyecek. E hadi, iyşalla. Kasım’ın Murat ile olan kontağının anlatılması çok iyi oldu.Böylece Murat onları uzaktan gözler ve korurken Ebru’nun hapse girişinin mantık olarak sallanmasının da açıklaması yapılmış oldu. İntikam tugayı, saflarına başka neferler ekler mi bilinmez ama bence bu mevcuduyla bile gayet etkili.

LUPA3tarwUYujWxvz4C9BpUy.jpeg

“Eğer yoksul doğmuşsan gerçekten hayal ettiklerini yapmak için kazanmak yetmez. Ben de yoksul doğdum, yetim kaldım; o yüzden haddimi de, yeri mi de biliyorum.”

Baran – Ayşe: Baran Narin’e yaptığı duygusal baskıyı azaltır diye düşünmüştüm ama elim böğrümde kaldı açıkçası. Baran gibi merhametli bir çocuğun bu konuda inat etmesini de anlayabiliyorum aslında. Sonuçta genlerinde Ebru’nun kalıtsal tabiatını barındırsa da ne olursa olsun Kendal tarafından büyütülmüş bir çocuk Baran. Rol model aldığı adamın çevresel etkisiyle yetişip büyümüş. Akıl noktasına geçişi doğal olarak vakit alacak. Çocuklardan dayak yediğinde haklı haksız noktasını bilmesi de güzel. Çokca sinir etse de Baran’ı sonuç olarak sevememek mümkün değil. Seyredenin ne olursa olsun nefret edemeyeceği karakterlerden Baran. Ben onu Hz. Yusuf’a benzetiyordum ama anlatılan Hz. İbrahim kıssasının fonunda Baran’ı görmek kaçınılmaz. Nemrut da, elinde büyüdüğü Kendal tabii. Etrafında yanan ateşi söndürecek bir Halil’ür-Rahman’ı olacak mı bilinmez ama felsefi bir hikaye gölgesinde çevrelenen hikayesiyle dizinin gözbebeği Baran’dır. Ayşe ve Baran benzeyen sır dolu hikayeleri ile tam birbirlerini tamamlıyorlar. Ayşe’nin üniversiteye gidebilme isteği, hayali nasıl da güzel anlatıldı. Ayşe’nin “Yerimi ve haddimi biliyorum,” demesi ne kadar acıtsa da, önünde sonunda karşısına çıkacak olanın yoksulluk olduğunu iyice bir belletti seyredenlere. Ayşe hep çapının farkındaydı ama daha önce bu kadar güçlü görünmüyordu gözümüze. Ölümün kıyısından geldikten sonra üzerindeki ölü toprağını attı. İyi de yaptı.

fvQVELuu1JMnJm3OoUpqk0Jq.jpeg

Bu fotoğrafı istekler üzerine koyuyorum arkadaşlar. tü tü tü maşallah dipnotu ile beraber :))

Ada – Maya – Serdar: Maya ”Neden ya, neden?” diye ağlarken çok acıdım yavruya. Daha önce de yazmıştım; bence yapı olarak biribirine daha çok benzeyen Serdar ve Maya. Ama işte hesap edemiyor insan bazı şeyleri. Öyle olmasaydı da böyle olsaydı, halamın sakalları olsa amcam olurdu diyerek geçmez hayat. Karakterinin kabuğunu kırmak için böyle bir aşk acısı lazımdı belki de. Hep susan, peki diyen Maya’nın birey olup kendini göstermesi için güzel bir imtihan oldu ona. Ada’ya gelince, ikizinin ve Serdar’ın bu susan tavırlarını haklı olarak anlayamıyor ve hak etmiyor da. İşte o da insanlarla iletişiminde nobran olma huyunu törpülediğinde açıklamayı hak edecek hale gelecek bana göre. Saygı istiyorsa, göstermesini öğrenmek zorunda. Herkesin bir imtihanı varsa Ada’nınki de olgunlaşmak sanırım. Ama işte insan kendini onların yerine koyunca söylenecek, açıklanacak bir şey değil ki bu anacığım. Valla bu üçgen ne tarafa gider bilmiyorum ama seyretmekten memnunum. Akşamdan sabaha çözülecek bir mevzu değil çünkü bu. Üç gencin karakterlerinde kırılmalar yaşatacak bu badirenin etkilerini iyice bir görmek istiyorum ben. Yaşasın drama Queen’lik 🙂

ePKuiLsI4KkxILJinSZz3GOs.jpeg

“Zulm ile abad olanın sonu berbat olur .”

Murat: Kendal’ın yaptıklarını gördükçe “intikaaam, intikaaam” diye savaş baltalarını bileyliyorsun tamam da hayatlarını mahfettiğin insanların acısını görürken pişman da oluyor musun acaba? Bunu görmek istiyorum ben ağalar. Murat gelecek Kendal’a haddini bildirecek havası içinde değilim çünkü. Kendal’ı bir şekilde bütün karakterler yeri gelince kıçından solutturabiliyor. Derdim o değil benim. Mesela çocuklar Baran’ı döverken havaya ateş edip onları dağıtman zerre etki etmedi bana. Baran ”Kardeşlerime laf attılar, ben de onları dövmüştüm, şimdi de rövanşını aldılar,” dediğinde oğlum kardeşlerini nasıl da korumuş diye mi ağladın, oğlumu Kendal’ın elinde ne hale koymuşum diye mi ağladın bunları bilmek istiyorum ben. Kısacası Murat’cığım hayatlarını kararttığın ailenin her bireyinden sürünerek aman dilemeni istiyorum. Cinayete kurban gitmene ramak falan kalması zerre sempati uyandırmıyor bende. Kendal öldürmeseydi Baran’ı alıp götürecektin de kanka, ya diğerleri n’olacaktı. Kendal cahil bir şekilde de olsa ailesini bir arada tutmaya çalıştı sonuçta. Bir tarafı bir araya getirirken diğerlerini sürükleyeceğin felaketi bilirken, seni nasıl savunabilirim ki? Umarım bir hesaplaşma yaşanacak diye beklerken sadece Kendal’ın kafasına patlayan kabaklar görmeyiz. Yazıma attığım başlığı sadece Kendal’a değil sana da yolladım.

”Ooo hesap günleri mi? Alırım bir dal!”

CejQMmpWsAAFVkC

Karagül

Sezon 2, Bölüm 46

Merhabalar..

Bir hafta aradan sonra tabiri caizse bomba bir bölüm seyrettik. Klavyenin başına oturana kadar ”Ayol ne yazsam, nerden başlasam?” diye triplere girdim. Aslında hep yaptığım atomlamayı değil de öne çıkan olayları yazayım, dedim. Baktım öyle de sayfalarca yazıp bayıltırım sizi, atomlama iyidi,r candır deyip atomlama şeklinde yazmaya karar verdim. Valla özlemişim dizimi, hiç uzatmadan geçiyorum.

Kendal: Adam tam isminin hakkını veriyor, vesselam. Hep sınırlarda, hep uçurumun kenarında. ”Oğluuuum, oğluuum,” diye ağladıkça, “Verin ateşi, verin ateşi,” diye tempo tuttum, yalan yok. Melek’imi tartakladıkça, gözlerimden ateşler çıktı seyrederken. İki arada bir derede Narin’i de kıskaca almasını bildi ya adam!! Deli çıkacağım ayol. Birileri bunun kuyruğunu tutsa, bu pençeleriyle başkalarına çentik atıyor. Elindeki kartlar bitmiyor. Her blöfe “Gördüm,” dedikçe tansiyonum düşüyor. Kendal’ı savunmasız bırakmaları da olmaz tabii de Melek’e yaptıklarını gördükçe ben bu hafta aşırı kinlendim seyrederken. He, Murat ile karşı karşıya geldiklerinde her türlü Kendalcı olurum baştan söyleyeyim. Murat’ın yediği nanelerin sonuçları daha ağır olduğu için Kendal’ın onu öldürmeye kalkması önemsiz bir detay gibi geliyor gözüme. Ahahahhah, böyle de yanar dönerim, kimse kusura bakmasın. İki günlük Murat için Kendal Ağa’mı ezemeyeceğim, sorii. Ayrıca üç karısından birini efektif olarak -nazlana nazlana da olsa- kullanmasını bildi. Masaj koltuğuna kalmadan Özlem’e bi güzel kulunçlarını açtırdı. Yalnız o sahnede Özlem “Gel masaj yapayım,” dedikten sonra Kendal’ın ne Şam’ın şekeri ne arabın yüzü misali ikircikli haline kahkaha attım. Mesut Akusta beyefendi hastanızım.

goF1bFIYcwsrzOyXaLhCqyHQ.jpeg

“Siz tepemde olduktan sonra gerginlik eksik mi olur?”

Kadriye: Telefon sapığı Piremses is back!! Ayy bir de söylene söylene, üst üste aradı ayol. Ahahahha. Arkadaşlar Piremsesimle tamamen barışmama çok az kalmış olabilir. Yaani bilemiyorum tabii, Kendal’ın her dediğine bu kadar çabuk inanmasa, bütün perdeleri kaldırıp kollarına koşacağım ama işte analık zaafı diyip az bir geri tutuyorum kendimi. “Melek’in arkasında ben varım,” dedi de bakalım Kendal’ın gazabına ne kadar direnç gösterebilecek. Baran’la Narin hakkında konuşurken o kadar üstten değil de daha otoriter konuşmasını beklerdim aslında. Şeyi sevdim ama bak: Oğuz konağa geldiğinde ”Zırt pırt ne geliyorsun?” diyen Kendal’a ”Ses kes!! Benim evime Oğuz istediği zaman girer çıkar,” demesi on numaraydı. İşte arkadaşlar Piremses olmak herkesin harcı değil; Piremses dediğin Kadriye’m gibi şeklini koymasını da bilir icabında. Onun için konaktaki bütün ağlak sistalar=0 Piremsesim= 10.

Ebru: Üzerinde Acıların Kadını yazan bir kolye yaptırıp boynuna takmayı düşünüyorum da, sedef oymacılığından çakmıyorum. Kadının çektikleri nedir arkadaş? Rüzgar vartasını atlatır, Kendal dalga dalga gelir, o gider Baran gelir. YETEEHHEEEERRR! diye bağırasım geliyor valla. İyi dayanıyorsun valla şekerim. Ay şimdi Murat ortaya çıkınca yaşayacaklarını düşündükçe, sağdan sağdan bana bile geliyorlar valla. Tatlım, senin bir Fırat ihtimalin vardı o n’oldu? Olmadı mı? Neyse kısmetten öteye köy yok, şekerim. Zaten olmazdı o iş çok ş’apma ya. Gerçi aklının ucuna bucağına bile gelmiyordur, haklısın. Çoluğuna çocuğuna bak sen; Kendal ataklarına karşı gardını sağlama al; valla sağlı sollu daha çok gelecek gibi.

RaPZaAgiIDa8gokcGzz0AH7A.jpeg
”Ana Baran’la durumumuz ortada, nasıl olacak? Gönlüm olsa ne olur, olmasa ne olur? Ben oğluma kıyabilir miyim? O yok dedikten sonra sen de abim de he deseniz ne olacak? Sen söyle ne olacak? Murat mezardan çıkıp gelse, iznim vardır dese ne olacak ana? Hiç ana, koca bir hiç. Baran yok dedikten sonra tüm dünya olur dese yine olmaz.”
Narin: Arkadaşlar aşk nelere kâdir görüyorsunuz. Aşık bir kadın herkese kendini affettirebilip, sonra herkesi safına çekebiliyormuş. Narin etrafındaki kadınlarla barıştıkça ben de onunla barışıyorum. Melek için Kendal’ı itekleyen Ebru’ya tepki göstermemesi bile büyük aşama benim gözümde. Eski Narin Baran’ı fiştekler, Ebru’nun üstüne salardı. Bu defa sadece gözlerini devirip geçiştirdi. Kendal Oğuz konusunda Baran ile tehdit etti etmesine ama ben Narin’in bu durumu hemen kabulleneceğini düşünmek istemiyorum. Narin, o çok istediği sevilme duygusunu tattı artık. Baran’dan tabii ki kolay vazgeçmez de Oğuz’u da öyle bir kalemde sileceğini sanmıyorum. Yani silmez iyşalla.. Silmez yaa, neden silsin? Silmez di mi lan? Silmesin yaaa, dağ gibi Oğuz ayol silinir mi hiç? O kadar keriz olduğunu düşünmek istemiyorum ben. Murat gelince de kocaman bir ”Yürrrü taş arabası!” demesini bekliyorum pilizz.
ZMnW6uZzSZYbzH1P6doeWeRt.jpeg

‘Neyi ima ettiğinizi gayet iyi anladım Kendal Bey. Ama ben bilgi almak için buraya geldim. Çocuk kaçırmak büyük bir suçtur. Nihayetinde kaçırılan sizin yeğeniniz.”

Oğuz: Allahım Kendal’a ayar verdikçe nasıl serinliyorum anlatamam. Ahahahhah! Arada Kendal’a anlayacağı tarzdan; ”Ne bağırıyorsun toprağam? Ses kes Ağa baban konuşuyor burda!” falan dese keşke, dee Oğuz’un ciddiyetine yakışmaz tabii. Narin ile görsel olarak çok yakıştırmama rağmen gidip konağın en çileli kadınlarından birine vurulmasına da çok üzülüyorum ya. Ama o kadar güzel sevdi ki Oğuz, ”Olsun lan! Sabreder bence, savaşır da hem,” diyerek teselli ediyorum kendimi. Narin de kıymetini bilsin yani bi zahmet. Elin çocuğu için cillop gibi Oğuz’u iteklerse Allah çarpar valla. Nimet o, nimet! Nimet’e nankörlük yapılmaz. Ben bu konu da çok rasyonalistim valla. Gerçekler ortaya çıkınca nasılsa o Baran Narin’e kıçını döncek, bari Oğuz’dan olmasın. Kısacası arkadaşlar Oğuz’u üzeni üzerim. Bu arada twittter’dan olsun facebook’dan olsun Oğuz’a yazılan bağzı gencolar görüyorum. Yürek mi yediniz acaba? Gerçi ben biliyordum başıma geleceği, sevdiğim bir şeyi sevdirebilme istidadım var. Hemen kıymetli oldu bakıyorum. Yavaş gelin arkadaşlar kuyruk uzun.

Baran: Bu bölüm Ebru dedi ya hani ”Tam kardeşleriyle arasını düzeltmişti, yine değişti,” diye buna cevap yazmak istiyorum ben. Bunun suçlusu senarist bence. Ahahahha, “38 ile 39’u birleştirdim, sorumlusu benim,” demişti orada bir taklaya geldi galiba Baran. Şaka maka n’olcak bu çocuğun Ebru’ya ve kızlara yerli yersiz çıkışları? Narin’e de tripli zaten. “Babamı nnutumazz, nn’olaamaazz!” çıkışları da canımı sıkıyor valla. Hayır babasının Narin’i kadın yerine koymadığını görmüyor muydu bu çocuk? Adamın başka bir hayatı, başka bir ailesi olduğunu zaten biliyordu. Ee, ne bu tafralar şimdi? Ama Allah için, Fırat güzel ayar verdi. Senin başını mı bekleyecek kadın? Hayatına bakmak onun da hakkı sonuçta. Tamam erkek çocuğu için annesini babasından başka biriyle görmek elbette zor olur da, babası da sanki yılın kocasıydı da kadın ömrü billah yasını tutsun. Haksızsın kanka. Ada’ya tribinde de haksızsın. Çok hırpalanmadan akıllansan bari. Baba baba diyorsun, al geliyor baban, hayrını gör. Hayatını bir ters yüz etsin de gör bakalım Piremsesimin dediği gibi hayatın cilvesini. Hayat, büyüklenip artizlenince o kadar sağlam çakar ki insana tokadı, feleğini şaşırırsın valla. Tez zamanda iki düşünüp bir yapan hallerine geri dönmen dileğiyle cınımmss, öpüyorum.
 ZJrVOs2wzdVoxaxEpZElKVcK.jpeg
“Gece gelip seni alacağız, sakın korkma bekle. Recep’i Kendal öldürdü biliyorsun değil mi? Neden biliyor musun? Çünkü görmemesi gereken bir şey gördü. Her şeyi öğreneceksin.”
Melek: Konağın hayaleti.. Canım yaa, nasıl kanatlanıp uçtu okuyacağım hevesiyle. Puşt Kendal hemen kanatlarını kırdı kuzumun. O içli içli ağlaması çok dokundu valla. Murat Efendi’nin gelişinin bir hayrı dokunacaksa Melek’e dokunsun en azından. Senaristlerimiz hiçbir hesabı kapatmadan bırakmıyor. Recep’in ölümünün intikamını Kendal’ı köşeye sıkıştırtarak aldıracaklar Melek’e. İşte bu yüzden seviyorum bu diziyi. Hayalet dediğimiz Melek bir anda olayların odağına oturabiliyor. Otursun, yakışır kuzuya çok ağladı, o gözyaşlarının diyetini ödetsin artık.

 

Özlem: Hakikaten dediğin gibi Amerikan filmlerindeki ajanlar gibi oldun kız Özlem. Entrikayı kendin çevirmesen de takım oyuncusu olma kabiliyet’in var. Kasım ile güzel bir intikam team oldunuz yalan yok. Bir de Asım’la elele verip cd mevzusuyla Kendal’ın defterini dürsen, daha ne isterim. Dur bakalım sen Asım’ın zekasının farkına vardın ordan boş dönmezsin gibime geliyor. Söylemeden geçmeyeyim kabak yemeği nedir ya? Ahahahhah ilacı çorbaya falan kattırsaydınız bari. Orada zaten bir karışıklık oldu, gözümden kaçmadı. “Rüzgar ilacı içmesin diye kabak yemeği yaptırdık,” dedi Kasım, ama sevmediğini o nereden biliyor orası havada kaldı. Neyse nazarlık olsun.
n9KELX6NuidT6OQkRVum8siJ.jpeg
Kasım: Uuuu, beybi. Murat’ın adamı çıkacağını tee ne zaman tahmin etmiştim. Valla Cemal’le dark knight havaları çok hoştu. Ama bu işbirliği ne zaman başladı, Kasım’ın Kendal’a olan husumetini nerden biliyorlardı da saflarına çektiler, oraları tez zamanda aydınlatmanız lazım. Zira Recep’i öldüren Kasım’la işbirliği yapılması ve Kasım’ın o cinayetten aklanması inandırıcı olmaz. Sonuçta Recep Melek’in sevgilisiydi. Recep’i Kendal için öldüren Kasım’ın intikam tugayında yer alması mantık da sallamıyor.

“Özlem bütün olan biteni anlatacağım, bana güvenmelisin. Gidersen her şey bozulur, görürsen her şey biter.”

Sibel-Ayşe: Sibel’i çok seviyorum biliyorsunuz. O ağlatıldıkça benim ciğerim pare pare oluyor. Artık bu Kendal’ın oğlunu düşürtüyor musunuz, napıyorsunuz çıksın artık konak ekseninden. Kasım ile Sibel’in hastalıklı durumu daha güzel çünkü. Bir de Sibel Ayşe’ye “Sen okumak için gidince, ben n’apcam?” dedi ya hani, hakkat he, kadın Kendal’ın vereceği ekmeğe mi muhtaç yaşayacak? Yalnız Sibel’in “N’olcak?” demesi, senaristlerin kendi kendine ayar vermesi gibi olmuş, ahahahha. Murat defterini açarken Kasım’ı orada kullanacaksınız da Sibel-Kasım denklemi gümbürtüye gitmesin lütfen. Bir de Sibel ve Ayşe Mersinli değil mi? Mersinli kızlar böyle mi giyiniyor ayol? Hoş artık Urfalı kızlar da öyle giyinmiyor. Bu paçozluk durumu artık bitse bir zahmet. Sibel hadi neyse de Ayşe niye öyle geziyor anlamak mümkün değil. Bir pantolon tişört ne zaman göreceğiz kızın üstünde? Kız fıstık tarlasında işçi olsa tamam da, okuyor, liseye falan gidiyor yani. Ayşe’ciğim çok güzel öküz dedin bir daha der misin lütfeeenn?? Ahahahha. O değil de bu sınav konusu ne zaman açılacak diye düşünüyordum, açıldı çok şükür. Baran, Ayşe üniversiteyi kazandığında arkasından bakar artık. Ayşe sınavı kazanırsa okumaya İstanbul’a falan mı gidecek şimdi? E öbür kızlar da kazanır. Gerçi bissürü olay patlar, orda bir yerde okumak zorunda kalırlar, amaaan benim de dert ettiğime bak ayol. Ayşe konağa gelmemek konusunda çok haklıydı. Afferin kızıma, böyle cevval olduğu müddetçe hep destek, tam destek benden. Baran’a kıyamayıp küslük mevzusunu çok uzatmamasına da kızmadım. Yapacağı haklı terslemeyi yaptı, kendini rencide ettirmeyeceğini iyice belletti Baran’a.

Ada-Maya: Bu kızçeler önceden kolejde okumanın altyapısıyla üniversite kazanacaklar galiba? Başları dertten kurtulmuyor ki, ders çalışsın yavrucaklar. Ada’nın Serdarla konuşurken oğlan çocuğu gibi diklenmelerini bırakmasını sevdim. Kız nazı ve kız naifliğinde olsun sevgilisine karşı. O da öyle bir kız n’apalım, ayaklarını da yemem açıkçası. Kız dediğin ne kadar cadı olsa da sevgilisiyle konuşurken bir sakinleşir çünkü. Hele o yaşlarda, ohooo. Yani insan tek iken asabi ve fevri olabilir ama iki iken yumuşar, pelteleşir. Maya’nın durumuna gelince, “Kaç kere gördü de o kadar Leyla oldu?” falan deniyor ama ben çok normal görüyorum açıkçası bu halini. İstanbul’dan Urfa’ya düşmüş 16-17 yaşında bir kız, oranın insanı olmadığı her halinden belli ve o kadar yakışıklı bir çocuğa tabii ki görür görmez aşık olabilir. Kendi içinde platonik olarak bu aşkı büyütebilir. Ben o yaşlarımda kimlere kimlere aşık olup üzülüyordum. Hatta o yaşlarda değil daha bile küçüktüm, Freddie Mercury ile evlenme hayalleri kuruyordum o zamanki aklımla. Gayet ciddi bir şekilde hem de. Bu yüzden ben Maya’nın durumunu gayet normal ve ziyadesiyle inandırıcı buluyorum. Bu zor çıkmazdan kendini sağaltıp çıkaracak olan kişi de zaten yine kendisi. Maya Ada’ya söylesin kurtulsun diyoruz da valla yerine koyunca kendimi söylenmez derim. Maya nasıl sessizce ve kendince sevdiyse yine kimseyi kırmadan dökmeden sessizce halledecektir bu durumu.

n5N8RAhq5Rn7fFOAhrzL8noR.jpeg

”Cemal, bana kardeşimi getir.”

Murat: Gelsen bir dert gelmesen bir dert. Neyse artık tamamen göründün de ne zaman gelecek, gelecek mi tantanaları bitti çok şükür. Yalan yok, ailene olan özlemine saygım sonsuz da, Kendal’a karşı tamamen ak kaşık pozlarını yemiyorum kanka. Kendin edip kendin bulmuşsun sonuçta. İki kadını kandırarak Kendal’ın var ettiği servetle rahat yaşama pahasına bir evladı ateşe atmışsın. Haksızlığın uzay boyutlarında benim gözümde. Hep diyorum ya, Kendal’ın sana vereceği bir hesap varsa, senin verecek bin hesabın var. Hikayeye bir canlılık ve tansiyon getirdiğin su götürmez bir gerçek. Gidişin de gelişin gibi tantanalı olacak sanırım. Hesap defterlerini kolunun altına alıp da gelmişsindir inşallah. Her şey bir yana konağa gizlice girişinde, annenin koynuna yatışın çok dokundu valla. Çok güzel bir nüanstı o. Eş, çocuk özlemi bir yana dursun annenin yüzüne dokunmasına olan özlem bir başkadır evlat için. Çok dokunaklı bir sahneydi. Bir de Melek’i gördüğünde oluşan sevincine Kendal’ı Melek’i hırpalarken gördüğünde düşen o gölgeyi çok ama çok sevdim. Ne kadar çok kişiyi yarım bırakmışsın be Murat! Ebru’yu, Baran’ı, Narin’i Melek’i… En çok da Baran ve Melek’i Kendal’ın eline mahkum ederek yarım bırakmışsın. Birini baba şefkatinden diğerini ağabey şefkatinden yarım bırakmışsın. Verecek hesabın çok anlayacağın. Baran ile pişti olur musun bilmem ama konak halkının karşısına çıkacağın ilk anı merakla bekliyorum. Daha önce de söylemiştim, yine söylüyorum ben Özcan Deniz olsam bu kadar izlenen ve sevilen bir dizi varken başka maceralara yelken açmam. Hikayeden ayrılınca hikayenin yara alacağını sanmıyorum çünkü. Aynı ivmede aynı istikrarda devam eder hikaye. Ama tutar mı tutmaz mı belli olmayan bir maceraya çıkmak bu yeni rating panelinde riskli bana göre. Hikayede kalması en çok kendisine yarar.

Üşüdüm, üstümü örtsene anne!

CejQMmpWsAAFVkC.jpg

Karagül

Sezon 2, Bölüm 45

 

Son bir kaç haftadır hepimiz, bizi çok üzen çocuk kayıplarının sosyal medya veya televizyon üzerinden sadece seyircisiyiz. Gerçekte (Allah saklasın) çocuğumuz, kardeşimiz, yeğenimiz, torunumuz kaybolsa ne yaparız hayal etmesi bile korkutucu. Bu sosyal yaraya parmak basan bir bölüm atlattık. Hem de Anneler Günü arifesinde. O kadar etkileyici sahneler izledik ki, seyirciler olarak Rüzgar’ın Kendal’ın gözetiminde olduğunu bilmemize rağmen Ebru’ya, çocuklarına ve Rüzgar için endişelenen herkese üzüldük. Benim nazarımda ve hayal dünyamda yakınım bir çocuk kaybolsa neler yaşardım gibi bir olaylar silsilesi izledim adeta. Öyle inandırıcı, öyle yürek burkucu, öyle dokunaklıydı ki.. Senaristlerin drama kurgusunda yazdıkları bu bölümü yönetmen ve oyuncular zerre ajite etmeden geçirdiler izleyenlere. Mesela, gündemin getirdikleri üzerine saçma sapan hikayeler kurgulanan diziler gibi ”Hmm şu an gündem çocukların kaçırılması madem, etinden sütünden faydalanmalıyım,” banalliğinde değildi kat’a. O banalliğe zerre temayül olduğunu hissetseydim bu yazı bu hissiyatla yazılmazdı zaten.. Okuduğunuz son Karagül yazım olurdu muhtemelen 🙂 “Karagül’ü niye izliyorsun yeaa?” diye soranlara da sadece bunun için izliyorum diyebilirim her halde gururla. E sezon finali geldi çattı, bir an önce Murat’ın gelişini devreye sokup, ucuz uyduruk bir kaçırılma işini de araya sokup, rating peşinde de koşabilirlerdi. Çok şükür böyle bir şey yapmadılar. Yapsalar içim bir bulanırdı gerçi, yalan söylemeyeyim.

Ekibiyle beraber, Murat Saraçoğlu o kadar güzel bir iş yapıyor ki, her hafta “Daha ne kadar harikalaşabilirler ki?” diye hayretle ağzım açık seyrediyorum bölümleri. Oyuncular da sanki artık karakterlermiş gibi gelmeye başladı bana zaten. Bölüm bittiğinde haftaya görüşene kadar, onlar bir takım olaylar yaşıyorlar sanki Halfeti’de. Gerçeklik algımızla bir güzel oynuyorlar sizin anlayacağınız. Sevgili Murat Bey; son sahnede Kendal ”Oğluuum!” diye dövünürken arkasındaki harika görüntüyü poster olarak istiyorum mümkünse? Bölüm bittikten sonra açıp açıp o muhteşem görüntüyü seyrettim. Emeklerinize sağlık.

Girizgâhı uzun tuttum evet, hemmen bölümün öne çıkan karakterlerini atomlamaya geçiyorum.

QhOWFxBZOfcIAfsfOWwsDw1z.jpeg

“Sen Murat’ın oğluna dokundun ama! Korkma henüz bir şey yapmadık. Bir saat içinde Rüzgar sağ salim konaktan adım atmazsa çok yazık olacak, Sibel’e ve doğmamış oğluna…”

Kendal: Ağamız fareli köyün kavalcısı gibi her çaldığını dinleyen marabalarıyla beraber çok güçlüydü bugüne kadar. Murat’ın gelişi görünmez bir tetikleyici olsa da zulumle kaleler elde tutulmuyormuş demek ki. Kendal Ağa cephesinin en güçlü müttefiki olan Narin de artık karşı cepheye ha geçti ha geçecek kıvamda zira. Sosyetegülü giller zaten kafadan karşı cephe, elinde bir tek Baran kaldı ağamızın. E, Murat gelince Baran’ın da Kendal’ın kuyruğunda teneke çalması yakındır. Kendal köşeye sıkıştıkça izlemesi daha bir keyifli mi oluyor ne? Ama hep dediğim gibi Kendal’ın aklı her zaman diğerlerine galebe çalıyor. Murat’ın adamları da Rüzgar hamlesini beklemiyordu. Yalnız erkekler dövüşürken yine bir kadının mağdur edilmesine de çok bozuldum, yalan yok. Sibel’ciğimin günahı ne ayol? He Kendal’ı kör bıçakla kessinler gık dersem n’oliyim.. Her şey bir yana Mesut Akusta siz çok şahane bir aktörsünüz efenim, ömrünüze bereket olsun.

IuYFfLE4PV8eFvNFjdfDZU1k.jpeg

“Yorgun yüreğim yokluğunun acısına katlanabilsin diye her evladına bir miras bırakmışsın be oğlum… Ada’ya Baran’a hırçınlığını, Maya’ya dinginliğini, Rüzgar’a kokunu bırakmışsın…”

Kadriye: Piremsesim nasıl göbek attı ama? Ahahahha kadın meğersene hüzünlerin anası değil neşenin ve sevinçli günlerin anasıymış ayol. İçim açıldı onu öyle sevinçli ve gururlu seyrederken. Tabii alışmamış götte don durmadığı gibi Şamverdi konağına da mutluluk iyi gelmedi. Hemen dram/entrika rüzgarı esti ve Piremsesime yine kasavet düştü. Torunlarını tahlil ederken ki vakarı neydi öyle? Peh peh peeehhh! Nene olmak böyle bişi demekse. Hee, unuttum sanmayın bir de Narin’i kollamasıyla da sevap pointlerini katladı Piremses. Oğuz’u ve Serdar’ı düğüne davet etmesiyle de Baran ve Kendal’a ”Ben kapağı takmadıkça kimse serinledim diyemez,” mesajını yollamış oldu. Kaşıyla gözüyle ”Dett!! oturun aşağı!” demelerini de yerim, yer! Hafta boyunca fragmanlarda ”Baran ananı tut!!” nidasıyla gaza gelmiş biri olarak, kimsenin Piremsesimi duymaması da taş gibi içime oturdu valla. Bari Özlem duysaydı :(( Neyse artık elimiz böğrümüzde bekleyeceğiz.

Ebru: Bu bölüm Kendal’a şaşırmaktan bir hal oldu kadıncağız. Yani ”bayram değil seyran değil eniştem beni niye öptü?” haleti ruhiyesinde olmakta haklıydı. Karaman’ın koyunu sonra çıkar oyunu misali, sen de haftaya öğreneceksin şekerim. O değil de ben bu hafta Ebru dan çok Ece Uslu’ya bayıldım. Rüzgar’ın kaybolduğunu anladığı andan Rüzgar’la kavuştuğu ana kadar dev bir performans sergiledi. Benim kafam hafif kırıktır biliyorsunuz. Oyuncunun en ufak bir jesti mimiği bile beni fethetmeye yetebiliyor bazen. Bu hafta da aynen böyle oldu. Jandarma nehirde Rüzgar’ı ararken umutsuzca onları seyreden Ebru, bir an Baran’a bakıp ”Kardeşini de kaybettim, sen gitme bari,” der gibi hafifçe boynunu büktü ya hani, heh o işte ufacık baş hareketiyle Ece Uslu beni fethetti. Daha önce Özlem Conker yapmıştı bunu, Oğuz ilanı aşk ettiğinde hem sevinip hem utanmasıyla. Ufak nüanslarla seyir zevki yaşatıyor oyuncular, bunları yazmadan geçersem, eksik kalır bu yazılar. Hoş otorite değilim elbet, yazmamla bir şey değişmeyecek tabii de, yine de söylemeliyim bende kalmasın, siz de bilin nelerle kafayı kırdığımı. :))

Narin: Şimdiiii, arkadaşlar bu adıgüzelle barışıp, öpüşüp koklaşmama az bişi kaldı galiba. Ayyy emin de olamıyorum ayol. Şimdi Baran kıyameti gümbür gümbür geliyor, az çok takınacağı tavır belli de, ne biliyim yaa Narin de mutlu olsun lan! Kesin sinir krizlerine sokacak beni ama hayatını başkalarına ipotek ettiğinin farkına varıp, ayağa kalkmaya çalışmasını gördükçe kıyamıyorum da.. Ki Oğuz Komutan’ı layık görüyorum yani. Düşün, nasıl barışma heveslisiysem artık.:)) Narin değişme sinyallerini bu hafta iyice verdi. Önceden olsa Rüzgar kaybolacak da, Narin Ebru’nun omzuna elini atıp destek vericek, sıradağlarda kurt sürülerinin ölmesi falan lazım gelirdi herhal.. İyi iyi dizide sevmediğim kadın kalmıycak. Nihohohoho, AY LAV kadın karakterler!. (İç ses: N’olur Narinciğim beni utandırma kib, öptm, bye…)

Baran: Bir kaç haftadır kendisine kızgınım biliyorsunuz. Bu hafta gönlümü almayı başardı kerata. Gerçi Ada ve Ayşe’ye yaptığı odunlukları şöyle kocaman bir özür dileyerek silmedi tam olarak ama diyalog kurma çabalarını da görmezden gelmem tabi ki. Onun kredisi bende sonsuz. Sayarım söverim ama her zaman yazdığım gibi hikayedeki en masum, en kurban karakter o, ve tabii benim de en sevdiğim. Gerçekleri öğrendiğinde nasıl tavır takınacağını tahayyül etmişliğim bile var. Yetiştiriliş tarzına ve ergenliğine yorulacak hatalarını tekrarlama olur mu canısı? Sana kızarken kırılan bi Papatya var burda. Bu haftanın inci taneleri arasında Mert Yazıcıoğlu da var; Ece Uslu ile paslaşırken Baran oldu ve hepimizi mest etti.. Bakışlarıyla oynamasını öğrenen bir aktör gözümüzün önünde doğuyor valla. İlaç gibi ilaç. Yolun açık olsun kardeşciğim.

7A2J7MRjdPQtXqdBHROPX0TF.jpeg.png

“Neden ya neden! Bunu hak edecek ne yaptık biz! Baran’ı da aradık beraber şimdi Rüzgar’ı, daha sonra kimi Maya mı, annemi mi ? Bu kadar çok şey mi istiyoruz…? Sadece yan yana olalım çok şey mi!!! Dayanamıyorum artık yeter…”

Ada – Maya – Serdar: Bu üçlü arasındaki seslendirilmeyen gerginlik de artık bir bitse, daha ne isterim. Maya her zamanki gibi sessiz kalırsa yine kaybeden kendisi olacak. Ada zaten mizaç olarak bilse de bilmese de kırıp geçirecek. Onun için Maya söylesin, kurtulsun bencileyin. Biz de artık bu şişkinliğimizi indirelim. Zira şiştik şiştik ayol? izlerken soda, maden suyu falan da kesmiyor.

exkLRy6eLFBXeKVDmz6sb0uy.jpeg.png

”Kardeşini sevindirmek, ona şöyle sıkıca sarılmak tüm yalnızlıklarını bitirmez mi Baran?”

İstekler üzerine özel not: Düğünde Oğuz ve Serdar çok havalı değiller miydi sizce de? Mamma miaa… Oğuz keten kombiniyle yürek hoplatırken Serdar da her zaman ki spor snobluğunda harikaydı. Valla ailecek pek bi tatlılar. Bir de, komutanımız Kendal’ın sözde gözdağını nazikçe savuştururken pek bir hoştu hani, söylemeden geçmeyeyim. Yazılarımı okuyan sessiz okuyucular arasında hayranları bayağı bir fazla yeri gelmişken bu notu da düşeyim. Güzel övmek çok sevap pointmiş öyle diyollaa.. 🙂

Fragmanlar bölümün hemen arkasından verildiği için genelde yazılarımda bir sonraki bölümle ilgili bir şey yazmamaya dikkat ediyorum. Lakin bu sefer gelecek bölümün fragmanı için bir istisna yapmak istiyorum çünkü bir iki laf etmezsem çatlayacağım. AHAHAHAHHAHAHHA benim gibi; ”Yaaa Kasım’dan bir numara çıkcak galiba, Murat’ın adamı o yaa…” diyenler, gelin sarılalım kardeşleriim.. Ayyy nasıl keyiflendim, belli değil. Yalnız Murat’ı ilk gören de Özlem olacak galiba. Eee ona yakışırdı bence de şlkjhgfghjklş. Melek’im bi’taneciğim de plancı entrikacı mı olacakmış? Hanimiş? Murat Baran mevzusunu ona da söylese bari. Ebru’nun Kendal’ı iteklemesi de sanırım Kendal Baran’ın üstüne yürüdükten sonra olacak. Yürü be Ebru, Baran’ı pıstırtma Kendal’a karşı, ver gazı ver coşkuyu. Arkadaşlar Cuma çabuk gelsin lütfeeen diyerek, satırlarıma son veriyorum.

Yanıyorsun, söndürelim mi?

Karagül

Sezon 2, Bölüm 44

CejQMmpWsAAFVkC

“Murat yaşıyor musun ha? Yaşıyorsan neden adam gibi karşıma çıkmıyorsun lan? Beni delirtmeye mi çalışıyorsun? Böyle mi intikam alacaksın benden ha? Çık gel! Çek vur, ama önce gözümün içine bak Murat. Gözümün ta içine bak da sor beni neden öldürdün diye sor! Ben de sana sorayım. Neden Baran’ı bıraktın, neden tüm düzenimizi altüst ettin. Vermiyorum Baran’ı size deseydin. Ama kıyamadın değil mi? Kaybedeceklerinden korktun değil mi? Sen mazlum, ben zalimim öyle mi? Asıl zalim olan sensin. Evladını anasından koparan sensin, çocuğu olamayacak bir kadını olmayacak bir hevese sürükleyen de sensin. Her günahın başını sen tutuyorsun Murat. Şimdi de oyun mu ediyorsun çık ulan çık gel. Keselim hesabı artık çık!”

 

 

 

 

Merhabalar.

Nasılsınız canlar? Siz de bölüm bittiğinde bir araba dayak yemiş gibi hissediyor musunuz? Zalım senaristler veriyorlar odunu, veriyorlar odunu, maşallah dizide yanmayan kalmıyor. Mecazen yanmanın yanında gerçekten yani böyle cızbız köfte misali cayır cayır yakabilme ihtimalleri de var. Ahahahahhahah. Onun için ”Akıllı olun! akıllı,” der gibi döğüşüyorlar yazdıklarıyla. Nnnamann Allahııım kafası en güzel yerinden kırık senaristlere düştüm, nasıl mes’udum anlatamam. Hoop uzatmadan geçtim bile atomlamaya.

Kendal: Şiiimdii.. Bakın sevgili senaristler ben yine Kendal’a hak verme raddesine geldim benimle oynamayın, ayarlarımı bozmayın lütfen. Kadın dövüyor, Asım’ı kullanıyor, Emine’ye köpek çekiyor ve ben ona hak vermek is-te-mi-yo-rum. MANYAK ETMEYİN BENİ!!! Yangın sonrası ayna karşısında konuşurken ”Haklısın lan puşt!” dedim sonunda..Dedim yani. Niye dedirtiyorsunuz kardeşim? Şöyle ağız tadıyla bir katıksız nefret edemeyecek miyiz ayol? ”Kendal evet zalim, evet nefret edilesi, evet sınırsız bir alçak evet dee kardeşim, Murat godoş’unun hiç mi suçu yok?” diye Kendal’dan tarafa durdurttunuz beni yine. Haftaya yine bir zalimlik yapacak, yine köpüreceğim, sonra? Hep böyle mi olacağız biz Kendal’la? Ne onduruyorsunuz ne kovduruyorsunuz. Kendal ne güzel üç buçuk atıyor ama di mi? Ya adam kötü adam kavramına reset atıyor valla. Geçen hafta nefes almadan saydırdığım Kendal’a şu an neler yazıyorum. Valla arkadaşlar bence siz de öylesiniz. Adamdan toptan nefret edemiyoruz bir türlü. Ama tabii ki koruma altına almayacağım. Sövdürüp, saydırıp ”yeaa tamam tamam çok ş’apma” diye arada pışpışlamak zorunda bırakan zalımlar utansın.. Sesim geliyor mu? Alo? Alo??

h3mF13yWlsYXhOUIs6I33vDM.jpeg
Kadriye: Ya sen deli gibi bir şey oldun çıktın piremses. Yaşadıklarından sonra çok görmüyorum tabii de yine de gülüyorum valla. Oğlun cayır cayır yanıyordu az kalsın, senin derdin Rüzgar’ın pipisi. AHAHAHAHHAHHAHAH Köy yanar deli taranır hesabı seninki. Abi ertesi günü kesilmesin o pipi n’olcak yani? Sanki bebe yarın ergenliğe girecek. Valla Kadriye’ciğim içinde gizli bir Nesrin Topkapı olma arzusu görüyorum burdan bakınca. Hayır odanda Mezdeke kaseti eşliğinde göbek atarak da kurtlarını dökebilirdin pekala. Olan garibim Rüzgar’a olacak. Gelinin ile senin kurtlarınızı dökme sevdanızdan çocukcağız travma yaşıyor. Bu arada gözümden kaçtı sanma Melek’im den özür diledin çok şükür. Aferin piremses, beddualarımın şiddetini düşürmeye başladın bak. Çapkın yaa, nasıl biliyor gönül almasını. Ama hemen şımarma, Narin’i Oğuz konusunda tenkit edersen hemen basarım uzun menzilli beddualarımdan, feleğin şaşar valla. Piremseslerin nevrotik olma hakkı olur ama rica edeceğim bokunu çıkarma olur mu canısı. Hadi öpüyorum gözlerinden.

“Ben artık ne neyin ne olduğunu anlıyorum ne de şaşırıyorum. Bu konakta olanlardan sonra ben şaşırma kabiliyetimi kaybettim.”

Emine – Asım: Asım’ı seyrederken kahkaha atacaksın deseler ”Ya bi yürü git,” derdim herhalde. Özlem’e verilen en sağlam ayarlardan birinin altında ”Asım Was Here” yazıyor artık. Ahahahahah ya aklıma geldikçe gülüyorum. Şey bir de Kendal’a ne güzel gürledi di mi ya? Kendal davarı menfaati icabı sözünü dinledi gerçi ama olsun yine de çok güzeldi valla. Emine’ye artık hizmetçilik yaptırmayın. YETEEHHHEEERRRRR.. Nasıl kıyıyorsunuz ya o kadına? Konağın kraliçesi olacak kadın burnunu yerden kaldırmayan paçozlara hizmet ettikçe kanım beynime sıçrıyor. Narin ve Özlem görgüsüzlerini geçtim götü boklu Ada ile Maya bile çaylarını Emine koysun diye bekliyor. Her dakika gelenek, örf, aile terbiyesi diye zart zurt edip edip katır gibi kızlar ayağına hizmet alıyor. Kanka, aile örfü adeti öyle bişi değil bizim buralarda, valla bak. O Emine hakettiği ilgiyi görebilmek için ölüm döşeğine mi düşecek ulan? Yeminle nasıl uyuz oluyorum bu duruma anlatamam. Ohh sesli söyledim rahatladım.

Ebru: Şekerim Fırat’la honki ponki eğlene zıplaya alışveriş yapıyorsun da yakındır travma geliyor sağdan sağdan ben söyliyim. Azcık usturuplu mutlu ol, çok mutlu olunca hemen basarlar suratına dramı, acımaları yok valla. Ayy şu ara senin pek bir numaran yok ama Murat geliyor, Baran geliyor, şu mutlu günlerinin tadını çıkar, çok ağlıycan kanka. Neyse ben kocaman bir Drama Queen olduğum için zevkle izliyeceğim.. Ayy Baran’ı öğreneceğin zaman olacakların hayalini nasıl kuruyorum bir bilsen? Nasıl merakla bekliyorum anlatamam. Nn’Allahııım düşüncesi bile mutlu ediyor ahahhaha.

Özlem: Ya yemin ediyorum sen DEV bir kedisin Özlem. Ahahahahha yaa o nasıl yalan sıkmaktır? Bir de saf saf Oğuz’un yiyeceğinden de emin ha! Kasım ile çok güzel ikili oldular ama. Bakın ikili diyorum hemen madigudilik’i yakıştırmayın. Kasım öküzü Sibel’in hayatının diyetini ödesin önce. Yok öyle hemen dünya güzeli Özlem’i yedirmek.. Ya bi de Özlem seyircinin iç sesi değil de nedir Allah aşkına? Narin ile Oğuz’un triplerini hakikaten ilk o çaktı. Keşke bizim eve gelse çekirdek çitleyerek, kabuklarını Kendal çıktığında televizyona doğru tüf tüfleyerek beraber seyretsek. Keşke kankam olsa. Konaktaki kadın kısmının en kızdığım diğer yönleri de bu. Özlem’le kanka olmamak ne demek ya? Böyle vizyonsuzluk olmaz. Hayatın tadını bilmiyorlar valla. Özlem = Gıybette kalite. Şöyle ağız tadıyla çekiştirmeyeceksen kimseyi niye konakta yaşasın ki insan? Bak nasıl sinirlendim şimdi.

UvexphdIwTelkDbmMnmGEVEd.jpeg
“Sen bana hayatına bak deyince ne değişiyor ki Murat? Benim bir hayatım var mı ki, var mı ki ha?”
Narin: Ya yemin ediyorum bu kadına üzülmekle sövmek arasında kalmaktan ciğerim soldu. Ah be adıgüzel, ah bee.. Oğuz’un ilgisi azaldı yeisine kapılıp nasıl panikledi. Gerçekten sevilmekten, sevmekten haberi yok garibin. Çok üzülüyorum ulan… Nasıl da utana sıkıla ”Nazımdan bıkıp, benden vazgeçtiysen söyle bana,” diyor. Yaa ben ne güzel güle oynaya buraya getirmiştim yazıyı. Şimdi aklıma Narin’in hıçkıra hıçkıra ağlaması geldi, n’apacağımı şaşırdım. Narin’le bir hüzün molası veriyorum arkadaşlar, kusura bakmayın. Keşke benden bıktıysan söyle bana diyerek paniklediğinde Oğuz sıkıca bir sarılsaydı. Seyrederken gidip kocaman sarılıp teselli edesim geldi. Ayy Baran danası kadını nasıl rezil etti. İşte buna etme bulma dünyası diyoruz Narin’ciğim. Keşke böyle olmasaydı ama, bu sizden olmayanı aşağılayan ahlak kalıbına sokmalarınıza güzel bir tokat oldu. Yine de Oğuz’a “Özür dilerim, özür dilerim,” diyerek çaresizce çırpınışlarına kahroldum be Narin’im. ”Benim çizilen sınırlardan burnumu çıkarmaya hakkım yok mu?” derken çok üzüldüm de, sen vermişsin be gülüm o ipleri onlara. Hayatına sahip çıksaymışsın keşke. Keşke severken bile izin almak zorunda bırakmasaymışsın kendini. Ah be Narin, ah bee.
pQa0SideKC7R1O8MtJhCoDyk.jpeg.png

“Bu işin içinde bir iş var ve ben bunu öyle ya da böyle çözeceğim.” (ÇÖZEMEDİ)

Oğuz: Uuu beybiiii. Kendal’a “Ben senin kahvehane arkadaşın mıyım ulan? Sen kim köpeksin? Yavaş gel saçını başını dağıtmayayım,” minvalli atarıyla kalbimi nasıl çaldın belli değil. He gerçi zaten kalbimizi vermiştik de, cilasını da çektin valla. Ahahahah bir de Baran’ın öküzlüğünün ardından Kendal’ın mekana dalıp “Narin’le ciddiyim haberin olsun, tatava yapma!” demene ne demeli? OMG!! Arkadaşlar Oğuz ♥ Ben.. Tartışmaya kapalıdır bu durum, kimse yazılmasın pilizzz. İlk önce ben gördüm tükmükledim, parmağımı bastım, benimdir o kaddar.. Ayrıca Oğuz’a kamuflajları aşırı yakışsa da sivil kıyafetli havası daha bir başka. Mümkünse daha çok sivil görelim, sevgili yönetmenim. Ahahahahha yemin ediyorum kaşına gözüne ve dahi tavırlarına dair buraya destan yazarım ama size acıyorum. Bir de sevdiğim birini veya bir şeyi onun mükemmelliğini anlatırken sevdirebilmek gibi özel bir gücüm olduğu için hepinizin aşık olmanızı istemiyorum. Akıllı olun!

“Ebru abla bana dedi ki, kardeşlik herkes sırtını dönmüşken dönmemektir. Ben de hak verdim… Şimdi dön bir kendine bak Baran… Başımıza ne geliyorsa konuşmaktan korktuğumuz için gelmiyor mu zaten? Sustuğumuz için… Neye kızdın Baran? Konuştuklarına mı? Başka bir şey gördün mü yok, duydun mu yok… Konuşmaktan zarar gelir mi hiç… Yapma Baran, sen bu değilsin. Benim sevdiğim Baran bu değil.”

4ZYuBEGCZ9Bqrdw7fBdGU11M.jpeg

Baran: DİNGİL ERGEN! Ahan da sana bu kadar yazmaya tenezzül ediyorum bu hafta, çok bile. Empati, sempati yok sana. Aslında bu gerzekliğinin alt metnini dolduracak bir sürü argümanımla seni fıstık gibi aklardım ama, bu hafta haketmiyorsun.

Ayşe: Gözümde büyüdükçe büyüyorsun. Çok terslersem beni bırakır mı korkunu da anlıyorum. Ama diyeceğinden de geri durmuyorsun, aferin şekerim. Kadın dediğin kendi gücünün farkında olmalı. Aile dramın kopup gelmeye başlayınca da ergenlikler yapacaksın biliyorum ama şimdiden kredilerini sonsuza çevirmeye başlıyorsun gözümde.

Ada: Ya hakkaten tahammül sınırlarım acayip zorlanıyor bu kızçeye artık. Bu kadar bencillik “Ööeeehh!” dedirtiyor bana. İnsanın ayıbı yüzüne vurulmazmış tamam da artık biri de çıkıp ”Ananı babanı salak yerine koyup evden kaçmalarını, ne idüğü belirsiz bi heriften çocuk aldırdığını ne çabuk unuttun ulan?” dese ayıplamayacak kıvama geldim billa. Bu kadar iticilik benim kaldırabileceğim bir şey değil. Ve evet o naif ve düşünceli Serdar’ı zerre hak etmiyorsun. Umarım senaristlerimiz o kibirli suratına en kısa zamanda okkalı bir tokat atar da ciğerim soğur. Hadsiz ya!! Asım’ı zerre umursamadan nasıl gerzek gerzek konuştu. Bencil insanlar her türlü kazığı hak eder arkadaş. Zerre üzülmem.

K2ZQ6PwLqNPKcjZSD9y76XpV.jpeg

“Hep sen haklısın değil mi Ada? Hep sen üstünsün… Hep sen! Hep sen! Dünya senin etrafında dönüyor çünkü.”

Maya – Serdar: Bu yavrular aslında tam birbirlerinin dengi ama işte senarist cilvesi n’apak? Ada her türlü ortada bırakılmayı hakediyor da bu iki güzelliğin çiğ olmasına içim el vermez. Maya’nın ve Serdar’ın verdiği değeri zerre hak etmeyen Ada’nın bir de arkamdan iş çevirdiler diyerek mağdur pozları satmasını benim midem kaldırmaz. Aman ha! Sakın ha!! He bu arada Serdar da kardeş gibi kardeşmiş. Aferin. Oğuz’cuğumun kardeşi olmaya layık, 10 puan verdim gitti işlkjhgfdfghjklşişlk

Murat: Hacı bu gizemli adam tripleri çok çekici, merak uyandırıcı tamam da benim kafamı kurcalayan sorular var. Sen Kendal’ın sümsüğüyle nehri boylarkene iflas etmemiş miydin? Bu gülleri satın almalar, özel steyşınlarda gizemli gizemli takılmacalar falan, sen n’aber ya? Nereden bu değirmenin suyu? Hatırlı arkadaşların yardım etti falansa, e niye iflas ettin kanka o zaman? Kendal’dan para dilenmeye gelmiştin son gördüğümde. Ayrıca Kendal’ın dediği gibi korkaklığın yüzünden o kadınlar ve çocuklar o halde. Tamam Kendal da su katılmamış hayvan evet de senin yediğin bokları n’apcaz? Bunlara cevap vermeden ölmezsin iyşalla?

Sabırla sonuna kadar okuyan herkesin gözlerine sağlık.

ŞEYTAN AZAPTA GEREK!

CejQMmpWsAAFVkC.jpg

Karagül

Sezon 2, Bölüm 43

 

”Beni manyak etmeye çalışıyorlar. Sen öldün, Fırat aldığı kimi geri vermiş ki seni verecek? Öldün sen Murat! Seni ben öldürdüm!”

Merhabalar.

Sağlık sorunlarım tam gaz devam ettiği ve ben uzun süre sabit bir şekide oturmaya yasaklı olduğum için bilgisayar başında vakit geçiremiyorum doğal olarak da zamana yayarak yazıyorum. Yazılarımın gecikme sebebi budur arkadaşlar. Girizgahı uzatmadan hemmen bölüm atomlamasına geçeceğim. Kısa olursa anlayışla karşılayacağınıza eminim.

Kendal: Seni hiç sevmiyorum sütoğlan!!! Babanı tanısam eminim onu da sevmezdim. Dua et, oğlunu çok seviyorum. Çıkarcı, plancı, hain, riyakar, alçak, şantajcı, dalavereci, kumpasçı, kalpsiz, vicdansız Kendal!! Asım’a yaptığı vicdansızlığı seyrederken bu yazdığım sıfatları (unuttuklarım da var) tek nefeste saydım galiba. Yağmurlu günde susuz, güneşli günde ayransız kalasın Kendal!! Asım’ın mahrum olduğu baba sevgisine kayıtsız kalmayacağını bildiği için, kandırdıkça kandırdı kuzuyu. Sonun Asım’ın elinden olsun iyşalllaaa!!! Geçen hafta telefonla arandığında ben de Kasım arıyor zannetmiştim. Hatta Kasım ”Murat’ın adamı mı lan acaba?” diye bir düşündüm ama ”Recep’i niye öldürsün ki o zaman?” diye hemen vazgeçtim bu düşünceden. He senaristler bu olasılığa mantıklı bir açıklama getirirlerse olabilir de yani. Ama bu hafta gördük ki Murat’ın adamları aramış. O korkudan üç buçuk atarken keyiflenmedim dersem yalan söylemiş olurum. Dur sen duurr, bunlar iyi günlerin daha. Özlem’in zekasının hakkını vermeni takdir ettim Allah için. Yani o kadar akıllı ve güzel kadının kıymetini bilmiyorsun. Öküz!! Mal canın yongası olduğu için Kendal’ın malını yakmak çok iyi taktik. Belli ki Murat, Kendal’ı daha çok bağırtacak. Eee, şeytan azapta gerek.

YwnGSAz8qigBzNZoGtmxxfjh.jpeg.png

“Affettin mi oğlum babanı, baba oğul küser mi hiç?

Kadriye: Zaman zaman ha kanser olacak, ha kalpten gidecek şeklinde yazıyorum diye benim aklıma uyup piremsesime dokunmayın sakın. O sınırlarda dolaşsın ama dağ gibi güçlü olsun. Tabii günahlarının ateşinde de cayır cayır yansın. O kadar da değil yanii. (Ahhahaha, ayı da yavrusunu döverek sever.) Çok şükür Özlem’e analık yapmak aklına geldi piremsesin. Gerçi Sibel’e de analık yapıyorum ayağına hamamda su dökerek aşağılamıştı. Kadriye’nin analık anlayışı da böyle değişik işte; n’apalım onu da böyle kabulleneceğiz artık. Tuz yedirme sekansına BA-YIL-DIM! Çok güzel bir nasihat verme şekliydi valla. Ardından kendi yanında yatırması falan niye piremses olduğununun da kanıtı oldu. ”Murat’a kavuşamasın iyşalla!!” dediğim bedduamı beklemeye alıyorum. Bir daha duyarsızlık yaparsa, kullanım hakkım mahfuzdur.

Ebru: Fırat’ın desteği sana iyi geliyor da kuzum, adamın yanında Murat da Murat diyorsun bi yakışıksız oluyor hani. Daha önce dediğim gibi yakınlaşmanın dozu artarsa kızların seni de Fırat’ı da parça pinçik eder, yine söyleyeyim. Güller satıldı da iki yüzün güldü. Bu da bir şeydir canısı. Hadi bakalım güzel günler yakındır.

 

tGE9QeK19eyrljEWPmnct1yq.jpeg.png

“Sakın Kendal! Sakın oğluma dokunma! Oğluma dokunursan Kendal, yemin ederim ki gözümü kırpmadan, seni öldürürüm!”

Emine – Asım: Asım’cığım sana nasıl kızabilirim ki? O büyük yoksunluğuna seni seyreden hepimiz şahidiz. Ah yavrucuk nasıl mutlu oldu “oğlum” lafını duyunca. Yaşayacağın hayal kırıklığı için şimdiden kahırlardayım, be canım. Hep dediğim gibi tamamen sağlığına kavuştuğun, bu yaşattıkları için Kendal’ın burnundan fitil fitil getirdiğin günleri de görsek, başka hiçbirşey istemem. Emine’nin rüyasının akşamına çıkmasını, Kendal’ın zulmu altında erenler katına çıkmasına yorumluyorum. Kendal davarı, Asım’ı tartaklarken nasıl da kartal gibi taktı pençelerini? Emine’nin bam teli Asım. O güvende olduğu müddetçe her zulme boyun eğiyor. Aslında o konaktaki en üstün insan olmasına rağmen düşük görülmeye bile ses çıkarmıyor. Ah be Emine’m keşke ezdirmesen kendini, hizmetçi yerine koymalarına izin vermesen. Korkmasan bu kadar keşke…

Narin: Ayhhhh Narin’ciğim Oğuz’a yaptığını gördükçe ”Yangın vaaaarrr!” diye bağırasım geliyor billa. Sen ne diye o yüzüğü parmağına takıyorsun ki? ”Ama Baran?” falan deme bana. Hani kendine şans verecektin? Oğlun gidici farkındasın, gün sayıyorsun; Oğuz’u niye harcıyorsun? Valla cicim korkaklığın, basiretsizliğin yine sana patlayacak. Oturup Baran’a ”Senin baban olacak puşt beni hiç sevmedi kardeşi olarak gördü. Ben niye onun yasını tutayım, niye genç yaşımda kuruyup kalayım?” diye konuşacaktın, kanka. “E bizim buralarda örf, adet,” dersen ağzına kürekle vururum. O zaman Oğuz’a ümit vermeyecektin. Ayy bir işin de düzgün değil ki. Kendin yapıp kendin ağlıyorsun, sonra da “O kadın, o kadın,” deyip Ebru’nun üstüne atıyorsun. Baran’ı büyütürken bile insiyatif almamışsın Kendal’ın eline bırakmışsın, tabii ki şimdi pirincin taşını ayıklayacaksın. Kendin kaşınmışsın kanka, sorry.

fmwqtEKjvpdmDvNBRNxmKps1.jpeg.png

”Gözün aydın ağam, en azından artık katil değilsin. Murat Ağa’m yaşıyorsa ve gelecekse… O zaman da Allah taksiratını affetsin ağam. Dul kalacağım desene.”

Özlem: Bebeğim akıllanıyorsun ve buna çok seviniyorum. Sibel’in üstüne oynamadığın müddetçe her daim benden ten point. Asım’ın seni kandırmış olabileceğini çakozlamamanı da saftorikliğine veriyorum. Yoksa senden kaçmaması lazımdı. Kendal’ı Murat konusunda darlayanın Kasım olmadığını anladığın zamanki tepkilerini dört gözle bekliycem. Ahahahah, Kendal’ın üstüne üstüne git, aman verme vicdansıza; aferin tatlım.

Oğuz: Her bölüm beni şaşırtmaya devam ediyorsun beyb. ^__^ Narin korkağıyla görsel olarak çok yakışsanız da ayrı dünyaların insanısınız. Sen cesursun, o korkak. Sen sözüne sadıksın, o dönek. Nasıl olacak bu iş honey? Valla o yüzüğü gördüğündeki hayal kırıklığın geldi, boğazıma oturdu. Bir de sende şey farkettim, makamında sorgulama yaparken gayet kitabına uygun, karşındaki keklikleri fazla ürkütmeden yapıyorsun, sonra teke tek de sokuyorsun fitili. Ahahahh, valla süper taktik. Geçen hafta Kasım’ı darladın, bu hafta da Özlem’i kafakola alman harikaydı. Narin meselesine çok takılma, düzelmezse çok ş’aapma sana kız mı yok? ♥ Sevgiler ♥ Öpücükler ♥ İmza ♥ Papatya ♥

E0LKDwqvwOyvTYptlWq4eI4h.jpeg.png

“- Ayşe hep böyle mi olacağız, küs mü kalacağız?
– Ne yapayım? Her yaptığına göz mü yumayım?”

Baran – Ayşe: Gözüme giren Ayşe ve gözümden düşmesine na şuncaaazz kalan Baran. Hödük Baran’cığım, özür dileyince boyun kısalmaz, ananla da aran bozulmaz. Nasıl bir şefkat ihtiyacıdır, bir bitmedi lan? Bak sonun da seninle de lan’lı lun’lu konuşturttun beni. Ya arkadaş, tamam ergensin ve onun getirisi olan mallıklar yapacaksın, kabul ettim de ”Hep yalnızdım, herkes gitti, beni terketti,” diye zırlayıp zırlayıp buzları erittiğin kardeşlerine danalık yapmak neyin nesi? Azıcık tutarlı ol be cano! Ayşe, duruşunu bozmadığın için tişikkirlir tıtlım. Aferin sen buranın kızısın diye seni kategorilendiren sevgilin de olsa, eyvallah deme! “Ben benim, kimseyle ölçüp biçme,” de! Mıymıy hallerini, korkaklığını attın üstünden, bir de şu paçoz görüntünü düzelttin miydi tam anlamıyla sarılıp, koklaşacağız.

Melek: Konağın hayaleti diye yazmıştım senin için. Çok yakın bir arkadaşım diziyi seyretmiyor ama sana o satırları yazdığım bölüme denk gelip seyretmiş, bakayım Papatya ne yazmış diye okuyunca “Ağlattın lan beni,” demişti. Sana o satırları yazarken ağlayarak yazmıştım ben de. Sen hayaletsin evet de, seyrederken hissettirdiğin acı gerçek. Okuma isteğin, Ebru’dan Maya’dan yardım istemen hem sevindirdi hem de dokundu. Misal, en çok halalığı Baran’a yapmışsın ama yardım istediğin Maya. Bu bile acı. Ama hayata bağlılığın o kadar naif ki yine de yüksünmüyorsun. Seni izlemeyi, konakta bir Melek gibi süzülmeni izlemeyi o kadar çok seviyorum ki anlatamam. Senin mutluluğunu görmek çok ama çok güzel..

Ada – Serdar – Maya: Ya arkadaşlar benim aklıma bir şey geldi bu Serdar, Maya’ya aşık olmaya başlamasın bi de? Maya gerçekten çok naif sevdi ve bu çok etkileyici bir şey. Evet Ada çok çekici bir kız, vahşiliği cilvesi hoşuna gitmiş olabilir etkilenmiş de olabilir tamam da, ya Maya’nın olgunluğu ve zerafeti daha etkileyici gelirse?? OMG!!! Ayy Serdar’ın aşkın ateşinde yanmasını izlemeyi çok isterim ama ikizlerin kanlı bıçaklı olmasını da istemem yani sonuçta. Hemmen aklıma gelen şeytanları kovuyorum. Neyse zaten ben bunları yazıyorum onlar bizden bir kaç bölüm sonrayı çekmiş oluyorlar bile. Akıllarına sokmuş olmam yani. Laf aramızda Serdar ile Maya’yı böyle derbeder izlemeyi de çok seviyorum arkadaşlar.. Yaşasın drama queen’lik.

Yazmamı bekleyip, sabırla sonuna kadar okuyan herkesin gözlerine yüreğine sağlık…